28 Ağustos 2008 Perşembe
Tubi-Tubik-Tubikko
Evet ben yine yazamadığım için bana söylenip duranlar var..Ama bir bilseniz neler neler yapıyorum da vaktim yok...
Şu süreçte neler yaptım bakalım..
Öncelikle bildiğiniz gibi iş değişikliği yaptım.Bir ayım da bugün doldu. Her gün sabahın altısında kalkıyorum,uykulu gözlerle servisin bizi aldığı durağa varıp yarım saat daha uyuyarak ve yarım saat erken olarak işyerine varıyorum. (Çünkü daha geçe kalırsak köprü trafiği bizi de etkiliyor o yüzden erken gitmek gerekiyor.) Ama çok da dert etmiyorum erken gitmeyi.Çünkü bana işe güce başlamadan önce kahvaltı yapacak çay içecek,gazete okuyp haber seyredecek zaman kalıyor. Bütün bunları şirketin yakınındaki kahvaltı ettiğimiz kafede yapabiliyoruz. :)
İşe alışmaya çalışıyorum.Çok şükür bir yaramazlık yok şu anda. Bugüne kadar çalışmadığım bir alan ama keyifli.Sonuçta hep yeni şeyler öğreniyorum.Tabi çevreye faydalı bir iş de yapıyorum aynı zamanda.Ama alenen de söylemeyelim şimdi nerde çalıştığımızı.
İşe başlamadan 2 gün önce Zarifem'le buluşmuştuk.Yine bol koşturmacalı bir gün oldu.Hiç bişey anlamadım valla.Tam niyeti bozup Taksim'e fal baktırmaya gidiyoduk ki Kemo beni aldı ve yarım kaldı.....Özlem gideremedim arkadaşımla :/
Sonracığıma önemli bir haber daha Kobacan Kemocan Aralık ayında En Büyük Asker Bizim Asker olcak. :( :( :( Üzülsem mi sevinsem mi bilemiyorum....Bir yandan bir an önce gitsin gelsin istiyorum.Öte yandan da onca zaman nasıl geçecek diye düşünüyorum. Düşünsenize en az 5 ay gidecek nasıl geçer ki onca zaman.Neyse ben de kendimi işe güce veririm.BElki bir de hasretten biraz kilo verebilirim. (Benim iştahım sadece üzüldüğümde kesiliyor da...)
Eh tabi şimdi Kobacan askere gideceğinden dolayı benim şu anda oturduğumuz evde tek başıma oturmam pek olası değil.
Birincisi giriş katta ben tek başıma korkarım.
İkincisi annemlere uzak ben yine korkarım.
Üçüncüsü Ocak ayında zamlanacak ki zaten şimdi ki parayı bile verirken içimize oturuyor her ay. Bazı ev sahipleri çok acımasız ayıp diyorum başka da bişey demiyorum. Yeni evlenirken heyecandan hiçbişey düşünmemişiz.Ama hayat derdi başlayınca anlaşılyıo tabi gerçekler....
Neyse sonuç olarak ben ev de buldum :) Bir sokak öteye taşınıyorum.Hem de ananemin karşı dairesine.Hem daha uygun bir kiraya hem de daha büyük bir eve :) Süper denk geldi bu konuda çok şanslıyım. Adamla el sıkıştık.Önümüzdeki hafta kontratı da yapıcaz.Sonra yavaş yavaş toparlanıp bayramdan önce taşınmayı planlıyorum.Bakalım kısmet :)
İşte şimdilik benden bu kadar...Önümüzdeki günlerde yine yoğun olacağım anlayacağınız.Ama bir gelişme olursa yazarım yine...
Hepinize kucak dolusu sevgiler......
21 Temmuz 2008 Pazartesi
GERİ DÖNDÜM :)
Geri döndüm...Biraz zor oldu ama sonunda başardım sanırım....
Yazamadığım bu uzun dönemde neler oldu derseniz çabucak bir özet geçeyim....
Çoğu arkadaşımın bildiği gibi 2 yıldır çalıştığım şirketteki işimi bırakıp birşeyler öğrenebilmek amacı ile bir proje firmasına girmiştim.4,5 ay kadar çalıştım burada.Birşeyler öğrendim mi evet kesinlikle öğrendim. Ama bir süre sonra bu işin benden götürdüklerinin bana kattıklarından daha çok olduğunu gördüğümde buna bir nokta koymam gerektiğine karar verip istifa ettim...Son 2 ay benim için oldukça yorucu, bunaltıcı ve de sinir bozucu idi. Kısacası kimsenin birine birşey öğretiyor diye onu sömürmeye,ezmeye hayatını satın almış gibi davranmaya hakkı yoktur değil mi???
Sonuç olarak bu ızdıraba geçen pazartesi günü son verdim ve bir haftadır tatildeyim. :) Süper dinlendim....
Bu arada istifa etmeden önce büyük bir firmadan ben başvurmadığım halde özgeçmişime ulaşarak beni iş görüşmesine çağırmışlardı. Olumlu geçtiğini de düşünüyordum ama henüz haber gelmemişti.Tabi ki ben bir yandan yine iş aramaya devam ediyordum ama çok da ısrarla değil...İçime doğmuş sanırım bu sabah aradılar ve adaylar arasında yapılan elem sonucunda benimle çalışmak istediklerini söylediler...
Sonuç: 28. Temmuz Pazartesi günü yeni işime başlıyorum...Umarım herşey iyi ve daim olur...Bu sefer kesin konuşmak yok :)
Bunun dışında bir de saçlarımı kızıla boyadım.Herkesçok beğendi başta ben olmak üzere :) Evet kesinlikle sarıdan daha güzel oldu :)
Bu haberler dışında herşey iyi gidiyor.Hayat yolunda devam ediyor...Bundan sonra sayfama daha çok zaman ayırabileceğimi düşünüyorum...Yazılarıma da kaldığım yerden devam edeceğim....Tabi ki Öykü Atölyesindeki kelime oyunlarımıza da :)
Bu kadar ara verdiğim için beni affedin olur mu? Gerçekten kendime bile vakit ayıramıyordum ki sayfama bakabileyim... Bundan sonra böyle ortalıktan kaybolmayacağım uzun süre....
Herkese Sevgilerimle :)
27 Haziran 2008 Cuma
BENİ MERAK EDEN BÜTÜN ARKADAŞLARIM İÇİN YAZIYORUM....
MERAK ETMEYİN İYİYİM SADECE SON BİR AYDIR İŞTE İNANILMAZ YOĞUN BİR DÖNEM GEÇİRİYORDUM VE BU SEBEPLE DE YORGUNLUKTAN HİÇ HALİM KALMADI YAZI YAZMAYA İNANIN
ÇOK YAKINDA YENİDEN YAZMAYA BAŞLAYACAĞIM
SEVGİLERİMLE
TUBİKKO
31 Mayıs 2008 Cumartesi
Kahve Kokusu
Cingöz bakışlarla dinleyen küçük kız cevap verdi;
''Tamam ama bu sefer ben tek başıma yapıcam babannecim''
Yaşlı kadın gülümsedi ve kafasını salladı; ''Tamam kuzucum ama ben yanında bekleyeyim en azından, ocağı yakarken falan elini yakma diye....
Küçük kız kikirdedi ve kolları sıvadı.
Önce iki çay kaşığı dolusu kahveyi koydu cezveye ve onay almak istercesine büyükannesine baktı...Babanne onay verircesine salladı kafasını....
Sonra şeker kabını alıp bir çay kaşığı şekeri koydu...
Babanne : '' Bu kadarı yeter yavrum dedenle ikimize biliyorsun ki ben şeker hastasıyım dedende az şekerli sever kahveyi'' dedi.
Küçük kız; '' Hı hı evet biliyorum babannecim dedem az şekerli sever;sen de şekerli sevsen bile içmen yasak değil mi ?'' diye gülümsedi....
Sonra iki fincan suyu fincana döküp ocağı yakmaya hazırlandı.Babannesinin de yardımı ile en küçük ocağı yakıp derecesini en düşüğe geçirdi... Fincanın içindekini şöyle bir karıştırıp bıraktı.
Babannesi ''Aferin'' dedi, ''Ben yaparken ne güzel gözlemlemişsin sen beni''....
Sonra hafif kabarmaya başlayınca kahvenin köpüğünü iki kahverengi fincana paylaştırıp bir daha ocağa götürdü cezveyi...Ardından bir taşım daha kaynatıp kalanı da fincanlara paylaştırdı.
Kahveleri tepsiye yerleştirdi ve birer bardak da su koydu...
''Hadi sen git babannecim ben getiricem dedeme sürpriz olsun'' diye gülümsedi....
Babanne torununun saçlarını okşayıp tamam hadi bakalım öyleyse dedi ve evin önündeki bahçeye çıktı kapıdan....
Küçük kız büyük bir dikkatle çıktı ve dedesi ile babannesinin kahvelerini ikram etti...Sonra da oturup içmelerini izledi....
Dede kahvesini içip bitirdikten sonra meraklı gözlerle ve de heyecanla sordu:
''Dedecim kahven nasıl olmuş???
''Çok güzel olmuş kızım''....
Babanne dedeye dönerek; ''Bugün kahveyi ben yapmadım torunumuz yaptı'' dedi....
'' Vay vay vay demek benim küçük kızım büyüdü de kahveler bile yapar oldu dedesine babannesine öyle mi'' diye güldü yaşlı adam...
''Eh o zaman bundan sonra sabah kahvelerimizi senin elinden içeriz pek güzel olmuş yahu''
Küçük kız neşe ile koşup sarıldı dedesinin boynuna ve cevap verdi gururla....
''Yaparım tabi ki dedeciğim yeter ki sen iste,bundan sonra sizin kahvelerinizi hep ben yapıcam öğrendim nasılsa'' diye şakırdadı sesi.....
Sonraki yıllarda her yaz dedesinin ve babannesinin kahvelerini sadece küçük kız yaptı....
10 yıl öncesine kadar...
Sonra babannesi herkese sürpriz yaptı ve onları çok ani bir şekilde bırakıp gitti....
Şimdilerde küçük kız ne zaman kahve kokusu duysa ya da içse hep babannesini, o küçük bahçe içindeki çocukluğunun yazlarının geçtiği sevimli evi hatırlar....
Ve ne zaman dedesinin evine gitse yine dedesi der ki ona;
''Hadi kızım yap güzel ellerinle bir kahve de içelim''....
O artık büyük bir kızdır,kahveyi yapar yine aynı kahverengi cam fincanların içine..Çünkü bilir ki dedesi en çok onlarla içmeyi sever kahvesini tıpkı babannesi gibi....
Ama yazık ki artık kahveyi tek kişilik yapar o fincanlara her baktığında gözleri dolarak....
Bana şimdi yaptığım gibi güzel kahve yapmanın inceliğini o öğretmiştir....Öğrettiği bir çok başka şey gibi....
Bunun üzerinden 40 yıl geçtiğinde ben yine onu anımsayacağım belki kendi torunlarıma kahve yapmayı öğretirken....
Mekanın cennet olsun Babannem....
29 Mayıs 2008 Perşembe
Sokaktaki Yabancı
Karanlık sokağın başında durup derin bir nefes alıyorum....
Bu kısa gibi görünen uzun yolu aşabilmek için cesarete ihtiyacım var....
Evlerin camlarına çatılarına bakmak için kafamı yukarı kaldırmaktan ürküyorum...
Galiba yere bakarak yürürken görünmezim....
Kırmızı pabuçlarım beni biraz cesaretlendiriyor ki küçük adımlarımı ses çıkarmaktan korkmadan hızlandırıyorum....
Sol baştaki evin önünde iki kişi durmuş konuşurken beni görünce konuşmalarını yarıda kesip adımı sesleniyorlar...
Adımı seslendiklerinde yüreğim deli gibi çırpınmaya başlıyor.... Onları duymazdan gelip biraz daha hızlanıyorum....
Aklımda ise hep aynı düşünce sokağın başına varırsam özgür olacağım ve herşey bitecek.....
Sokağın bitimine iki ev kala arkamdan gelen ayak seslerini duyup koşar adım yürümeye başlıyorum..Ellerim ceplerimde ve nedense çıkartamıyorum....Birşeyler saklar gibiyim.....
Son adımımı atmak üzere iken kocaman bir el yakalıyor beni omzundan.....
Suçlu suçlu dönüp ellerimi çıkarıyorum ceplerimden.... Fakat neden bu kadar küçük ellerim????
Avuçlarımı açıyor iri yarı adam zorla...Ben de bilmiyorum ki ne olduğunu avuçlarımda...
İki küçük avuç dolusu kesme şeker çıkıyor yapış yapış olmuş ellerimin arasından....
Gözlerim dolu dolu olmuş bir şekilde kaldırıyorum kafamı yukarı ve çok sonra bu sokağı hiç tanımadığımı görüyorum...Kafamı sola çevirdiğimde cumbalı evin alt katının küçük camında kendi yansımamı görüyorum....
Gördüklerim karşısında şok oluyorum..Henüz 6 yaşındayım...Zamanda geri gitmişim fakat bu geçmiş bana ait olmayan bir zaman dilimi.....
Bir başkasının hayatına ışınlanmışım... Ayağımdaki kırmızı pabuçlar da benim ama yerine geçtiğim çocuk çok başka biri..
VE ben biraz sonra o çocuğun yerine dayak yiyeceğim kahvecinin iri kıyım çırağından; masada kalmış şekerleri toplayıp çayını şekerli içmeyi sevdiği halde buna hasret kalan nineme sürpriz yapıp onun pamuk yanaklarındaki gamzeleri görmek istediğim için....
21 Mayıs 2008 Çarşamba
ŞAKACI

Gün batımında çıkan hafif esintiyle koşarak atınca kendini kumlara...
Dalgalar artık o kadar da sert vurmuyordur kıyıya...
Ufka dalıp gidersin...
Sakin dalgaların kıyıya vurduğunda çıkardığı hışırtıları dinlerken artık eve gitme vakti gelmiştir...
Avuçlarının içinden kayıp giden zamanın büyüklüğünü değerini ölçmek istercesine tutarsın kırmızılaşan güneşi....
Kaçmasın ufuk çizgisine doğru diye bir kement atmak gelir içinden ama atamazsın....
İki elinle sımsıkı tutarsın sonra onu;bütün evreni aydınlatsan bile küçücüksün işte benim ince parmaklarımın içinde diye gülersin ona...
O ise sana inat kayar gider parmaklarının arasından...
Git bakalım nasıl olsa kürkçü dükkanı burası;yarın bu tarafa gelmeyecek misin sanki der omuz silkersin....
O kazandığı anlık zaferin sarhoşluğu ile senin sesini bile duymadan karanlık inini aydınlatmaya gider..
Sense tozlu patikada yokuş yukarı evin yolunu tutarsın geceyi keyifle bitirip ertesi gün doğan güneşe nanik yapmak için....
NOT: Bu yazı ÖYKÜ ATÖLYESİ nin Fotoğrafın dili isimli çalışması için yazılmıştır.
15 Mayıs 2008 Perşembe
3 KADIN
Konumuz ÜÇ KADIN...Bizi etkileyen,hayatımızda yeri olan.Ama tanıdıklarımızdan olmayacak... Hazırsak başlayalım mı?
1) BUKET UZUNER : Kumral Ada MAvi Tuna ile başladı yolculuğumuz,İki Yeşil Su Samuru ile devam etti ve sonra da Anneleri Babaları ve diğerleri...Kumral Ada MAvi Tuna'nın hayatımda çok çok özel bir yeri vardır demiştim ya daha önceki kitap sobesinde de..İşte aynen öyle..Genç kızlığa adım attığım o yıllarda öyle güzel izler bıraktı ki bende...
2) İNCİ ARAL : Aslında beni etkileyen bu 3. kadın yeni girdi hayatıma...İyi ki girdi diyorum hem de :) Şu anda İNCİ ARAL'ın UNUTMAK isimli kitabını okuyorum.ASlında biraz sondan başlamış gibi oldu ama sanki çok da isabetli oldu.Hayatı ile ilgili ayrıntıları anlattığı bir anlatı aslında bu kitap yani bir röportaj ya da söyleşi gibi de ama sanki kendi kaleminden dökülen bir roman aynı zamanda...Okumak isteyenler olacağını düşünerek daha fazla ayrıntıya girmemeyi yeğliyorum. Bundan sonraki hayatımda yeri olmasını istediğim ve uzun yıllardır kaybettiğim bir tadı yakalamamı sağladığından ötürü özel benim için...Şimdiden sonra bütün kitaplarını okumak istiyorum...
3 ) HÜLYA KOÇYİĞİT : Küçükken Türk filmlerini izlemeye bayılırdım...Özellikle de Hülya Koçyiğit'in filmleri...Nedense her zaman o narin çıtı pıtı koşuşu,güzel saçları ve masum yüzü çok hoşuma giderdi...Hala da gider...Bana göre yılların eskitemediği çok asil bir kadın. Benden bu kadar...
Sanırım sobelenmemiş kimse kalmamıştır bu konuda o yüzden ben de kimseyi sobelemiyorum :)
Bir aksilik olmazsa haftasonu Öykü Atölyesi'ndeki yeni kelimemizle MASAL ile ilgili yazacağım.
