hayata dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayata dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2012 Cumartesi

OTUZ BITERKEN...

* Hayatimdaki en büyük bosluk doldu.Anne olarak karsiladim yeni yasimi...
* Universiteden mezun oldugumdan beri ilk kez bu kadar uzun süre evde oturdum.
* Bir insani birey haline getirmenin ne kadar zor ve sabir gerektiren bir iş oldugunu deneyimleme firsatina sahip oldum
* Karsiliksiz sevginin ne kadar buyuk bir mucize oldugunu hissettim.
* Sevdiklerime daha bir kucaklayarak sarilmayi ogrendim.
* Omru hayatimin en yuksek kilosuna cikip da inerken tartida 7 li rakamlara sevinilebilecegini ogrendim.
* Cennetin de cehennemin de insanin icinde oldugunu ogrendim..
* Sevdigin dostlar tarafindan yapilan bir surprize nasil cocuklar gibi sevinilecegini ogrendim.
*Evdeki huzurun en buyuk zenginlik oldugunu deneyimledim...
Otuz yili bitirirken ben kendimin herseyden daha degerli olmasi gerektigini, ben iyi olursam herseyi daha iyi hale getirebilecegimi kesfettim...Ve gelecek gunlerin artik tamamlanmis bir aile olarak cok daha guzel olacagini...

30 Temmuz 2010 Cuma

İSTANBUL'A...

Tenimde sabah güneşi, saçlarımda Boğaz'ın rüzgarı, denizin orta yerinde, vapurun en tepesinde, kulağımda çok sevdiğim bir ezgi... Yarım şekerli keyif çayım ve ben... Ne kadar uyumlu bir çift olduk şu manzaraya karşı...
Akşamları vapurun peşinden çığlık çığlığa gelsin diye yalvardığım ama gelmeyen martılar sabah açlığından olsa gerek Haydarpaşa'nın çıkışına kadar yolcu ediyorlar beni kocaman kanatlarıyla... El sallıyorum onlara; yarın yine görüşürüz...
Biliyorum başka hiçbir şehir yaratamaz bu duyguyu bende.. Hiçbir başka ülkede yok bu tılsım... Sırf seninle yaşıyoruz diye sunmuyor musun bunca sıkıntıyı bize be İstanbul?
Sadist mazoşist bir ilişki oluşmuş aramızda... Sen can yakmaktan hoşlanıyorsun; bizse senin tarafından acıtılmaktan ... Ama o kadar nefes kesici oluyorsun ki zaman zaman, değer sana be güzelim... Sırf insanı sarhoş eden bu rüzgarın için bile değer sana..
Çok zorlanıyorum bazen.. Kendimi tanımlamakta, yakınlarıma kendimi anlatmaya çalışmakta.. En zoru da ne biliyor musun? Zaman zaman içindeki coşkuyu, aşkı, hüznü, siniri karşındakine ne kadar istesen de anlatamıyorsun... Bazen senin çocuk gibi heyecanlanarak paylaştığın şeylere insanlar öyle boş gözlerle bakıyorlar ki pırıltını söndürüyorlar...
Seni bir de bunun için seviyorum.. Sözcüklere ihtiyacım yok sana içimdekileri anlatmak için... Yüreğimdekileri rüzgara bıraktığım an ruhumu okuyorsun sen benim...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Hayal


İçin öyle sıkılır kimse bilmez neyin var sen bile

Olup bitenleri seyredersin öylece

Yalnızsındır kalabalıklar içinde kim daha iyi bilir ki

Bir ses vardır çözer herşeyi yasaktır duyamazsın

Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda

Bir karayel eser üşütür yalnızlığını yüzüne vurur

Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında

Boğazında yıllanır bir düğüm

UMRUNDA MI ZAMANIN SENİN KÜSKÜNLÜĞÜN...

..........................


Bugünlerde bu şarkının sözleri gibiyim aynı.Sıkıntılı,kalabalıklar içinde yalnız,küskün...

Herşeye ve herkese dargın..Kaçıp gitmek istiyorum herkesten yanımda bir tek kişi olsun.O da kendini biliyor ya zaten.

Hayalim şu bu sıralar: Ege'de bir sahil kasabasında yaşamak,küçük bir lokanta işletmek deniz kıyısında Ege yeşillikleri ile tadından yenmez zeytinyağlılar,mezeler yapmak,denizden teknemizle tuttuğumuz taptaze balıkları servis etmek insanlara. Ve bizim mekandan ayrılırlarken yüzlerindeki memnuniyet ifadelerini görerek yaptığım işin keyfinin ikiye katlanması.


Herşeyi toparlayıp lokantayı kapamadan önce sevgiliyle karşılıklı birer yorgunluk kahvesi içmek ve sonra el ele bahçeli,yeşillikler arasındaki evimizin yolunu tutmak... Bütün bunları yaparken üzerimde uzun askılı uçuşan bir elbise olsun,ayaklarımda sandaletlerim ve saçlarım şimdikinden biraz daha uzun belime gelsin ve uçuşsun rüzgarda. Üçüncü çocuğumuza hamile olayım hatta, ilk ikisi zaten ikiz doğmuş olsun bir kız bir erkek... Öyle mutlu olalım ki biz gören herkes gıpta ile bakıyor olsun basit ama güzel hayatımıza.Ama gözleri kalmasın,onlar da mutlu olabilsinler en az bizim kadar. Zaten herkes mutlu olsun isterim ben.


O kadar sıkıldım ki bu şehre ve bu şehirde yaşayan insanlara dair herşeyden; kaçıp gitmek istiyorum bu sıralar... O sakin hayalini kurduğum kıyı kasabasına.VE bu hayal o kadar güçlü ki bu sıralar, sanki o kuvveti bulabilsem kendimde o cesareti edinebilsem bir yerlerden bugün kalkıp gideceğim hayalimin içine. Ama şimdi öyle arzulanan ama o kadar uzak bir hayal ki bu benim için...


Ama belki bir beş sene sonra,neden olmasın ki... Hayattaki tek amacımız sürekli çalışmak ve para biriktirmek işle ev arasında mekik dokumak olmak zorunda değil ki belki de... BElki de hayalimdeki gibi bir yaşam bizim için en ideal olanı...

Belki de mühendis olarak mezun olmayacağım ben bu hayattan; belki de o şirin kıyı kasabasına emekliliği beklemeden yerleşeceğim kimbilebilir ki...Bunu ben bile bilemezken kim bilebilir.
Resim buradan alınmıştır.

24 Temmuz 2009 Cuma

Narsist Olmak Ya Da Olmamak...

* Ne hikmetse bugün kendimi cumartesi günü çalışıyormuş gibi hissediyorum.Halbuki iki gün tatilim var bu hafta. Nedendir bilinmez öyle garip bir ruh hali içerisindeyim.

* Dün akşam üniversitedeki ev arkadaşım Fuva'yı evlendirdik.Pek mutlu,pek heyecanlıydı onun heyecanı beni de eski günlere götürdü. Masadaki evli çiftler olarak sanki çok yaşlanmışız gibi vay be biz evlendiğimizde şöyleydi böyleydi söylevleri yaptık.Çok güldük çok eğlendik :)

* Ben resimlere baktığımda ne kadar zayıfladığımı çok daha iyi anlıyorum.Hele yıllardır görmeyip de dün akşam gördüğüm üniversite arkadaşlarımdan aldığım tepkiler beni inanılmaz mutlu etti. Tepkilerin genel halleri şu şekildeydi ;

'' Millet yıllar geçtikçe yaşlanır sen gittikçe gençleşip güzelleşiyorsun :)) ( Bunu 3-4 kişiden birden duyunca ağzımın nasıl kulaklarıma vardığını tahmin edersiniz :D )

'' Tubikko'cum bu saç rengi sana inanılmaz yakışmış,çok güzel olmuş.''

'' Yaa bir insan hiç mi değişmez hepimiz yaşlandık sen hala aynısın; hatta üstüne daha da güzelleşmişsin.''

'' Tubikko'cum inanılmaz zayıflamışsın;çok iyi olmuş böyle ''

''Çok iyi gördüm seni eskisinden de iyi görünüyorsun''....

Bu ve bunun benzeri cümleleri bir değil birçok kişiden üstelik senin ilk gençlik zamanlarından insanlardan duymak ne kadar motive edici oluyor tahmin edersiniz değil mi? BEn bunları duydukça inanılmaz keyiflendim :))

Hatta yolda giderken kendimi çok beğenmiştim de aynaya bakarken sevgilime; '' Ben otuzlu yaşlarında çok güzel olan kadınlardan olacağım daha da güzelleşeceğim.Hatta anneliğin güzelleştirdiği kadınlardan olacağım görürsün bak''dedim. O da bana yandan bakıp gülümseyerek; '' İnşallah hadi bakalım '' dedi.

Eeee peki bütün bunları duyan Tubikko iyice güzelleşme yolundaki çabalarından vazgeçer mi? '' ASLAAAA !!! '' :)))

Şaka bir yana çok iyi hissediyorum kendimi... Bunun da sadece insanın kendi elinde olduğunu farkettim iyicene. Sen kendin için birşeyler yapmazsan,herkesten önce kendin kendini sevmezsen ne olursa olsun sonuç değişmez.Ben hayatımda olmadığım kadar çok seviyorum kendimi.İlk kez başkalarından daha çok kendimi seviyorum,düşünüyorum hayatımın 27. yılını yaşarken. Bu sebepledir 30 lu yaşlarımı sürerken daha da güzel bir kadın olacağıma inancım.Biliyorum çünkü zaman ilerledikçe daha çok seveceğim kendimi;şimdikinden daha da kendinle barışık,daha kendine güvenli bir kadın olacağım.

Biliyorum ki önemli olan kuru kuru büyümek değil; büyürken kendine katabileceğin bütün artıları katmak,eksileri olabildiğince silmek hayatından,daima kendinle ve hayatla barışık olarak ve olumlu düşünmekten vazgeçmeden....

Bloglardan birinde okumuştum,kim demişti hatırlayamadım şimdi ama narsist olmak kendine tapmak değil esasında.Kendinin değerini bilmek ve kendini gerektiği gibi sevmek belki de. Siz ne dersiniz???

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Uykusuzzzzzzz.....



Gecenin bir körü hava kaçıran bir şişme yatağın üstünde uyunan ama tam alinamayan uykunun ardından Kadıköy'de Haydarpaşa manzaralı taze çayli kahvaltı insanı kendine getirmez de ne yapar? Ben uyandım bile :) Herkeslere iyi bir haftasonu dilerim. Ben bu Cumartesi çalıştığımdan haftasonumun başlaması için 18:30'u beklemekteyim :)

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Maddeler Halinde

* Bu sıralar yaratıcılığımı kaybettiğimi düşünüyorum ciddi ciddi... Üretkenlik sıfırın altında eksi 3 civarında seyrediyor.

* Yeni yeni haberler alıyorum çevremdeki arkadaşlarımdan. Benden sonra evlenenlerin hamilelik haberleri bu haberler de.Tahmin etmediklerim neyse de bugün duyduğum birtanesine şok oldum cidden.Ama çok da sevindim itiraf etmek gerekirse :)

* Böyle güzel haberler alınca şöyle bir kendimi yokluyorum.Acaba diyorum ben istiyor muyum? Yani bir bebeğe hazır mıyım? Onun sorumluluğunu alabilecek durumda mıyım diye.

* İşin aslı bu sıralar hiç de hazır hissetmiyorum kendimi.Çünkü çok mutluyum.Bol bol şımartılıyorum sevgilim tarafından ve bu şımarıklığı kimseyle paylaşmıyorum.

* İşin aslı sabrımın üçüncü bir şahsı şımartmaya yetmeyeceği konusunda bir hissiyatım bu sıralar.

* Gece viyaklamalarını dinleyemem ben.Zaten Kobacan bile yanlışlıkla beni uykumdan uyandırsa gece yarısı kıyameti koparıyorum. Düşünsene bir bebek bir gece yarısı ınga naraları eşliğinde bütün uykuyu alıp götürüyor.Ama yaşayanlar diyor ki o zaman öyle sinir olmuyormuşsun.Annelik böyle birşey galiba tatmadan bilemeyeceğim.Ama şimdilik tatmamayı da seçeceğim.

* Hedeflerim mi bu fikri benden uzaklaştıran bilmiyorum.Ama aslında değil de.Hiç istemiyor değilim ki.Sadece aramıza yeni katılan aile bireyinin ihtiyacı olan herşeyi yapabilmeyi diliyorum. Yani bir nevi geleceğini hazırlamış olmalıyız. Tam olarak hazırlayamasak da en azından adımlar atılmış olsa.

* Kayınvalidem Adana'ya gittiğinde Kobacan'a Tuğba bana önümüzdeki yıla bebek için söz verdi demiş. Allahım Ah bu anneler yok mu? :) Yok öyle birşey.Söz falan vermedim ki ben. Hatta eğer herşey yolunda giderse önümüzdeki yıl ortasına doğru artık aramıza yeni bir kişinin katılmasını düşüneceğiz dedim. Hem daha bunun ön şartları var. Sevgilim istediği gibi bir işe girecek,o işte bir süre kendini kabul ettirecek sonra borçlarımızı bitireceğiz sonra bana araba alacak.

* Evet böyle birşeye niyetlenmeden önce araba sahibi olmalıyız.Çünkü ben şahsen hamile hallerimle otobüslerde sürünmek istemiyorum. Ölürüm valla.

* Neden bu maddeler halindeki yazıda bu kadar bebek sahibi olmak konusunda yazdığımı ben de bilmiyorum sevgili okuyucu. Öyle sanıyorum ki bu başta da belirttiğim sürekli hamilelik halleri ile ilgili olabilir.

* İşin komiği bu durum ben de bebek sahibi olmalıyım gibi gaza getirmiyor beni.Tam tersi ben daha bekleyeyim diyorum.Neden dersen ben zaten mızmız biriyim biraz.Hasta olduğumda çekilmem,hep bir naz kapris modunda olurum.Acaba hamileliğim nasıl olur ki??? oyyy oyyy oyyy Allah benim kocacıma bol sabır versin.Ya da bilmiyorum belki de o bu kadar sabırlı olduğu için Allah onu bana verdi. Yoksa ben çekilecek dert değilim yani zaman zaman bunu çok ciddi şekilde gözlemliyorum.

* Konuyu değiştirerek başka şeylerden bahsedeyim.
* Diyete başladığım ilk günler çok asabi oluyorum.Geçen Pazartesi yeniden düzenli programa başladığımda bildiğin sinir küpüydüm.Hatta Kobacan neden bu kadar asabisin sen dedi yatarken. '' DİYETTEN'' dedim :D

* Tartımı saklattım tartılmıyorum.Ama çok merak ediyorum.10 Temmuz'da tartılacağım. Bakalım arzu ettiğim rakamı görebilecek miyim.

* Şimdi iki yeni oyuncağım var evde.

* İlki Twist&Shape'im. Aldım koydum Oturma Odasının baş köşesine.Önceki akşam 10 dakika .Dün akşam 15 dakika yaptım.Adamın iflahını kesiyor resmen.KAn ter içinde kalıyorum.Her gün 5 dakika arttırarak 35-40 dakikaya kadar çıkmayı hedefliyorum.Bakalım nasıl olacak.İnternette kullananlardan okudum herkes memnun.Aranızda kullanan varsa tanıdığım birilerinin de yorumlarını rica edeceğim :))

*İkinci oyuncağım ise yeni walkman cep telefonum.Kırmızııııı...Hiç aklımda yoktu ama kocacım soktu kafama.İşte delinin aklına sokmayacaksın birşey.Girdi ya aklıma aldık.Çok mutluyum. :)) Tam kız gibi kendisi.:))) Eee kırmızı olsun 5 kuruş fazla olsun ne de olsa ben bir boğa burcuyum.Sonradan öğrendiğime göre Kobacanın amacı benim emektara el koymakmış.Geçen gün telefonu eline almış.''BEnim olacaksın NiHOHAHAHAHHAA !!!! '' diye türk filmlerindeki kötü adamlar gibi bağırıyodu :))))))

* İştahım yok bu sıralar...Seviyorum bu durumu.
* Galiba bu bebek olayını ertelemekte biraz daha forma girme arzumun da etkisi var.Aman yaaa ufff bebek demeyin bana yetter.!!!( Manyak mısın Tubikko iki saattir sen 40 defa bebek dedinbu yazıda yaa yuhhh ) (Şimdi saydım 15 kere demişim :p)

* Bence bu yazıyı artık burada bitirir miyim? Eh bence bitiririm.Bitiririm.
*Bir Cumartesi akşamüstü (çalıştığım bir cumartesi üstelik) hiç işim gücüm olmadığı için yazdığım bu postu sabırla bu noktaya kadar okuduğunuz için size de hayranlıkla karışık teşekkürleri bir borç bilirim efenim...

* İyi bir PAzar diliyorumm..Tatilde olanlar benim yerime de yüzün.Sahilde benim için de mojito yudumlayın. Geri kalanlar istediklerini yapmakta özgürler...Çavv...Adios Amigos :)))

26 Ocak 2009 Pazartesi

RENKLİ VALİZLER

Yeni işime başladığımdan beri her sabah aralıksız olarak gördüğüm bir manzara var ki beni sabah sabah hüzne salıyor. Her sabah otobüsten inip taze sıkılmış portakal suyumu alıp iş yerime doğru yöneldiğimde görüyorum aynı manzarayı. İki kocaman valiz.Rengarenk; yeşil,kırmızı,sarı turuncu renkleri var üzerinde. Bankanın önündeki bankın önünde yan yana duruyorlar ve onların bitişiğinde de hep o kadın... Heybetli cüsseli,paspal görünümlü... Kafasını hep aynı hırkayla sarıp sarmalıyor, sanki havanın ayazından korunurken aynı zamanda onca yıllık hayatında yaşadığı dertlerden sıkıntılardan da korunmaya çalışıyor gibi geliyor bana...

Defalarca yüzünü görmeye çalıştım; ona hissettirmeden,neden bana böyle bakıyor bu insanlar bana diye düşünüp üzülmesin diye ama başaramadım. Kendisini o kadar iyi kamufle ediyor ki belki de istemiyor yaşamın yüzündeki çizgilerde bıraktığı derin acıları kimsenin görmesini...

Geçen hafta bir sabah lokantalardan birinin camından içeri bakarken gördüm onu;içim sızladı yine. Bir başka sabah ise iki elinin arasında tuttuğu sıcacık çayını yudumlamaya çalışıyordu.

Böyle evsiz insanlar için hep üzülmüşümdür.Kimbilir neler yaşadılar da bu hallere geldiler diye merak ederim.Hayat hikayelerini öğrenmek,paylaşmak isterim.Bilir misiniz korkulduklarının aksine genelde kendilerinden başka hiç kimseye zararı dokunmamış sevgi dolu insanlardır bunlar.Bu kadının hikayesini de çok merak ediyorum aslında.Her sabah onunla konuşma isteği geçiyor içimden ama bir türlü başaramıyorum.Hazır bu kadından bahsetmişken size başka birinden de söz etmek istiyorum.Hikayesini bildiğim-en azından bildiğimi sandığım- başka bir evsizden.

Oturduğumuz semtte annemlerin evini karşısında bir ekmek fırını var.O binanın altında da bir boşluk tahtalarla kapatılmış.İlk taşındığımız zamanlarda burada bir adam yatıp kalkardı.İnce uzun boylu,saçı sakalı birbirine karışmış,açık kumral ama yakından bakıldığında aslında genç biri. İlk zamanlar ondan çok korkardık.Ah bu biz insanların önyargıları.Hep bilinmeyen bişeyin bize zarar vereceğini düşünüp saçmalarız ya.O zamanlar nişanlıydım daha evlenmemiştik Kobacanımla. Adamla ilgili iki değişik hikaye var neden sokaklarda yaşadığına dair. İkisi de çok acıklı ama nedense ben birine inanmaya daha meyilliyim sanırım. Belki bu hikaye biraz daha romantik olduğundan.

Hikayelerden ilki bu adamın 1999 depreminde bütün ailesini kaybettiği ve ondan sonra hafiften aklını kaçırarak kendini sokaklara verdiğine dair. Hayatı,işi gücü düzgün giden bir adammış ama bütün sevdiklerini kaybedince tekrar başlamak gücünü bulamamış kendinde sanırım.

Diğer hikaye ise büyük ve hüzünlü bir aşk hikayesi.Rivayete göre bu adam bir kızı çok sevmiş. O kız da bunu. Sonra günün birinde evlenmek istemiş bu birbirini çok seven iki insan.Fakat kızın babası buna izin vermemiş ve ne yapıp etseler de başaramamışlar bunu. Sonra kızı bir başkası ile evlendirmişler zorla.Bu zavallı da hayatını,memleketini,herşeyini bırakıp buraya gelmiş ve sokaklarda yaşamaya başlamış amaçsızca.

Nedense bu hikaye bana daha akla yatkın gelir.Belki gözlemlerim sonucu onun ne kadar sevgi dolu olduğunu gördüğümden. Bir insana veremediği sevgisini hayvanlara yöneltir çünkü. Mesela çocuklar tarafından eziyet edilmesin diye bulduğu küçük yavru köpekleri nasıl koruduğuna; yemesi için annem tarafından ona hazırlanmış yemeği nasıl onlarla paylaştığına şahit oldum ben... ilk evlendiğimde oturduğumuz evin arka bahçesinde doğan yavru kedileri başlarına birşey gelmesin diye nasıl özenle koruduğunu gördüm...Düşünsenize sahip olduğu bir parça ekmeği bile sokak hayvanlarıyla paylaşacak kadar kocaman yüreği olan bir adam bu insan...

Zaman zaman mahallede ona ufak tefek işler verirler. Bahçelerdeki otları yolmak,toprağı çapalamak,birşeyler taşımak gibi. Karşılığında o istemese de eline bir kaç kuruş para sıkıştırırlar. Gider o parasıyla bir bira,bir paket sigara ve mutlaka bir de hayvanlar için süt ekmek falan alır. Bütün kediler köpekler de bunu bilir miş gibi onu görünce hemen peşlerinden giderler....

İşte bu da bizim Meczup Kemal abinin benim bildiğim hayat hikayesi.Aslında çevremizde o kadar çok insan var ki böyle kimbilir hangi dertten sokaklara düşmüş.Tıpkı bu benim hikayesini merak ettiğim içinde kimbilir neleri sakladığını bilmediğim renkli valizli kadın gibi...