huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2010 Cuma

İSTANBUL'A...

Tenimde sabah güneşi, saçlarımda Boğaz'ın rüzgarı, denizin orta yerinde, vapurun en tepesinde, kulağımda çok sevdiğim bir ezgi... Yarım şekerli keyif çayım ve ben... Ne kadar uyumlu bir çift olduk şu manzaraya karşı...
Akşamları vapurun peşinden çığlık çığlığa gelsin diye yalvardığım ama gelmeyen martılar sabah açlığından olsa gerek Haydarpaşa'nın çıkışına kadar yolcu ediyorlar beni kocaman kanatlarıyla... El sallıyorum onlara; yarın yine görüşürüz...
Biliyorum başka hiçbir şehir yaratamaz bu duyguyu bende.. Hiçbir başka ülkede yok bu tılsım... Sırf seninle yaşıyoruz diye sunmuyor musun bunca sıkıntıyı bize be İstanbul?
Sadist mazoşist bir ilişki oluşmuş aramızda... Sen can yakmaktan hoşlanıyorsun; bizse senin tarafından acıtılmaktan ... Ama o kadar nefes kesici oluyorsun ki zaman zaman, değer sana be güzelim... Sırf insanı sarhoş eden bu rüzgarın için bile değer sana..
Çok zorlanıyorum bazen.. Kendimi tanımlamakta, yakınlarıma kendimi anlatmaya çalışmakta.. En zoru da ne biliyor musun? Zaman zaman içindeki coşkuyu, aşkı, hüznü, siniri karşındakine ne kadar istesen de anlatamıyorsun... Bazen senin çocuk gibi heyecanlanarak paylaştığın şeylere insanlar öyle boş gözlerle bakıyorlar ki pırıltını söndürüyorlar...
Seni bir de bunun için seviyorum.. Sözcüklere ihtiyacım yok sana içimdekileri anlatmak için... Yüreğimdekileri rüzgara bıraktığım an ruhumu okuyorsun sen benim...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Hayal


İçin öyle sıkılır kimse bilmez neyin var sen bile

Olup bitenleri seyredersin öylece

Yalnızsındır kalabalıklar içinde kim daha iyi bilir ki

Bir ses vardır çözer herşeyi yasaktır duyamazsın

Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda

Bir karayel eser üşütür yalnızlığını yüzüne vurur

Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında

Boğazında yıllanır bir düğüm

UMRUNDA MI ZAMANIN SENİN KÜSKÜNLÜĞÜN...

..........................


Bugünlerde bu şarkının sözleri gibiyim aynı.Sıkıntılı,kalabalıklar içinde yalnız,küskün...

Herşeye ve herkese dargın..Kaçıp gitmek istiyorum herkesten yanımda bir tek kişi olsun.O da kendini biliyor ya zaten.

Hayalim şu bu sıralar: Ege'de bir sahil kasabasında yaşamak,küçük bir lokanta işletmek deniz kıyısında Ege yeşillikleri ile tadından yenmez zeytinyağlılar,mezeler yapmak,denizden teknemizle tuttuğumuz taptaze balıkları servis etmek insanlara. Ve bizim mekandan ayrılırlarken yüzlerindeki memnuniyet ifadelerini görerek yaptığım işin keyfinin ikiye katlanması.


Herşeyi toparlayıp lokantayı kapamadan önce sevgiliyle karşılıklı birer yorgunluk kahvesi içmek ve sonra el ele bahçeli,yeşillikler arasındaki evimizin yolunu tutmak... Bütün bunları yaparken üzerimde uzun askılı uçuşan bir elbise olsun,ayaklarımda sandaletlerim ve saçlarım şimdikinden biraz daha uzun belime gelsin ve uçuşsun rüzgarda. Üçüncü çocuğumuza hamile olayım hatta, ilk ikisi zaten ikiz doğmuş olsun bir kız bir erkek... Öyle mutlu olalım ki biz gören herkes gıpta ile bakıyor olsun basit ama güzel hayatımıza.Ama gözleri kalmasın,onlar da mutlu olabilsinler en az bizim kadar. Zaten herkes mutlu olsun isterim ben.


O kadar sıkıldım ki bu şehre ve bu şehirde yaşayan insanlara dair herşeyden; kaçıp gitmek istiyorum bu sıralar... O sakin hayalini kurduğum kıyı kasabasına.VE bu hayal o kadar güçlü ki bu sıralar, sanki o kuvveti bulabilsem kendimde o cesareti edinebilsem bir yerlerden bugün kalkıp gideceğim hayalimin içine. Ama şimdi öyle arzulanan ama o kadar uzak bir hayal ki bu benim için...


Ama belki bir beş sene sonra,neden olmasın ki... Hayattaki tek amacımız sürekli çalışmak ve para biriktirmek işle ev arasında mekik dokumak olmak zorunda değil ki belki de... BElki de hayalimdeki gibi bir yaşam bizim için en ideal olanı...

Belki de mühendis olarak mezun olmayacağım ben bu hayattan; belki de o şirin kıyı kasabasına emekliliği beklemeden yerleşeceğim kimbilebilir ki...Bunu ben bile bilemezken kim bilebilir.
Resim buradan alınmıştır.

21 Şubat 2008 Perşembe

Şarap ve Piyanodaki Dokunuşlar...

6 yıl önce serin bir Ekim akşamüstü...Kırmızı şarap,gece ve o....İkisinin bu kadar yakışacağını pek tahmin edemezdim...Zaten o zamana kadar ben kırmızı şarap da içemezdim...

Şarabın bile tadını değiştirir o benim için...Her karşılaştığımda içimi okşar...Zihnimi herşeyden arınıp havada süzülür...Müzik ruhumu ele geçirir....Dinginlik...
Aynı anda coşarım, ağlarım içime doğru,hüzünlenirim sevinirim,dalar giderim ve neşeyle gülümserim...Hepsini aynı anda yaşatır bana....

Onun parmağıyla dokunduğu her notada benim içim dolar taşar....

Büyürüm kocaman bir kadın olurum... Küçülürüm savunmasız bir kız çocuğuna dönüşüveririm.... Ruhumun dolambaçlı yollarında rüzgarlara kapılıp aylak aylak savrulan bir sonbahar yaprağı oluveririm...

Susarım..Kendi suskunluğumda aslında asla dışa vuramayacağımı düşündüğüm uzun cümleleri kurarım.. Roller biçerim kendime, kılıktan kılığa girerim ve değişirim...O gün üstüme hangisi çok yakışıyorsa onu giyerim bir süreliğine o oluveririm... Başkası olmak.... Acaba nasıl olurdu... Aslında bu değil de...Gerçekten ben olmak nasıl olurdu....

Yasaksız,kuralsız,sınırsız...İçimde biriktirdiğim onca şeyi dışa vursam..Sadece içimden geldiği gibi davranabilsem bir süreliğine...Kimliksiz...Serbestçe ortalarda dolanan, kendisine bir hayat karakteri biçilmemiş yakıştırılmamış hafif bir ruh gibi...


Bazen öyle dalardım ki sesler havada dolanırken... SAnki o hikayenin kahramanları gelir odanın içinde bir görünüp bir kaybolurdu...Her şarkısına bir hikaye yazardım..Mutlaka kendi hikayeleri olan bu ezgilere bir de kendiminkini eklerdim... Sonra o şarkıyı hep kendi hikayemle anımsardım.. Hepsinin bir özel yeri olurdu böylece benim içimde...


20 yaşındaydım hayatıma girdiğinde...Aniden,hiç beklemeden gelivermişti...Odamı yalnızlığımla paylaşırken bir anda üçüncü bir kişi oluvermişti aramızda o...Fahir ATAKOĞLU ve notaları....

Seviyorum böyle zamanları... Yıllardır vazgeçtiğim,unuttuğum yada bir köşeye atmış olduğum bir takım şeyler bir gün ansızın karşıma çıkıveriyor... İlkin bir heyecanlanıyorum; yıllardır görmediğim ve özlemini çektiğim eski bir dostla karşılaşmış gibi oluyorum önce...Ellerim titriyor heyecandan,içim kıpır kıpır oluyor.... Sonra içten bir merhaba diyorum sessizce...

Bugün de öyle oldu işte... Sayfaların arasında dolanırken birden çıkıverdi karşıma..

''Ah dedim eski dost, seni tozlu raflara bırakalı ne çok zaman olmuş...Gel bir tozunu alalım senin, sen de gün ışığına çık kaanlıklardan kurtulmuş ruhum gibi...

Hatta bu gece;yıllar sonra yeniden buluşmamızın şerefine seninle uzun bir sohbete başlayalım ama dilimiz LAL.... Elimde bir kadeh kırmızı şarap...''

30 Ocak 2008 Çarşamba

Hayalimdeki Basamak...



''Tubik bagli bulundugun zaman diliminin seni itekledigi sekilde degil , baskalarinin istedigi sekilde degil , nasil mutlu oluyosan o sekilde yasamak lazim '' dedi bana bugün çok sevdiğim eski bir arkadaşım... Bu o anki konuşmamızın içinden çekip çıkardığım tek bir cümle... Çok da anlamlı geldiği için; şu anki ruh halime,hayatımda olan gelişmelere çok fazla oturan bir cümle olduğu için seçtiğim...

Evet...Biliyorum merak içindesiniz...Beni sevindiren olayı öğrenmek istiyorsunuz...Şimdi ben size çok uzun zamandır sabırla beklediğim; bu yüzden sıkıldığım bunaldığım ve bu sebeple de şimdi okuyunca kendi içimi bile sıkan yazılar yazdığım olayı söyleyeceğim...Üstelik şimdi gördüğüm kadarıyla bunu TuBiKKo'Nun PaNoSu'nun tamı tamına 100. yazısında bildireceğim.. Ne kadar güzel bir tesadüf benim için bi bilseniz; istediğim gibi yeni bir başlangıç için 100 yazı bu :)


Belki çoğunuz için basit gelebilir..Amaan bu muydu diyebilirsiniz.Ama beni yakından tanıyanlar bunun benim için ne denli önemli olduğunu ve bunu sağlayabilmek için ne kadar çabaladığımı çok iyi biliyorlar :) O kadar sabrettim o kadar dişimi sıktım ki bunun için; artık zamanı gelmişti ve ben de hakettiğimi alıyorum...

Üniversiteye girdiğim ilk yıldan beri hayalini kurduğum; ben bunu yapmalıyım dediğim ama zorunluluklar yüzünden ve belki de biraz ürktüğüm için cesaret edemediğim bişey bu... Acaba gerçekten başarabilir miyim korkusu yüzünden sürekli ertelediğim ve bir sabah uyandığımda şu anda yaptığım şeyden hiç memnun olmadığımı dank diye farketmemi sağlayan hayalim bu benim..Ama işin güzel yanı;artık bu bir hayal değil;gerçeğin ta kendisi halini aldı :)

Bu idealimdeki Kariyer.. Evet.. İdealimdeki kariyer imkanını en sonunda yakaladım. Bunda yukarıda belirttiğim gibi hiç memnun olmadığım bir işi yapıyor olmanın da bir etkisi var mutlaka... Hem de çok büyük bir etki...BElki de hayalimi yaşayamadığım için bu kadar mutsuzdum şu anki işimde hiç bilemiyorum bunu...Ama artık bitiyor; sonuna geliyor...

3-4 aylık bir süreden beri sürekli olarak kendimle hesaplaşıyorum...Ne yapmalıyım,nasıl yapmalıyım,doğru zaman ne zaman... O kadar çok soru sordum ki kendime ve o sorulara o kadar farklı cevaplar verdim ki... Bir sürü teoriler ürettim kafamda... Hele son zamanlarda kafamda sürekli tık tık tık çalışan bir saat var gibi...Eksileri artıları tarttım.. Hesaplar yaptım..Hangisi daha iyi olacak diye... BEn aslında bu hesabı hayatımın her evresinde yaparım... Önemli dönüm noktalarına geldiğimde oturup önüme bütün ihtimalleri ve duyguları düşünceleri dökerim..Sonra artılar ve eksiler olarak ayırırım onları...Hangisi ağır basıyorsa o yola girerim... Sonucu iyi ya da kötü yaptığım seçime sahip çıkarım sonunda da...

Ama ne yalan söyliyim şimdi kendime kızıyorum biraz bu kadar ertelediğim için bazı şeyleri... Kendimden önce başkalarını düşündüğüm için de...Şimdi kararımı vermişken ve artık buradan ayrılacağımı söylemeye hazırlanırken bile nasıl söylerim,acaba çok üzer miyim insanları diye duygusala bağlıyorumm...Hem de üzüldüğüm ağladığım haksızlığa uğradığımı düşündüğüm onca zamanı elimin tersi ile iterek içten içe vicdan azabı çekiyorum...Evet yapmamalıyım, belki benim önemsediğim kadar düşünmüyorlar beni ama yapı meselesi galiba biraz da :)

İki senenin insan hayatında önemli bir zaman dilimi olduğunu,bu dönemde burdaki insanlara ne kadar alıştığımı,ne kadar bağlandığımı görebiliyorum gitme vakti yaklaştıkça..Bunun için içim buruluyor ama yine de gitmeliyim... Kendim için...

Bu karar benim kendim için verdiğim en güzl karar...Tamamen kendi fikrimle kimsenin etkisinde kalmadan, ne istediğimi bilerek verilmiş kararlar listesinde yerini alacak kadar güzel bir karar hem de...

O gün o bir buçuk saat süren iş görüşmesinden sonra o kapıdan çıktığımda;işte bu dedim..İŞTE BU... Gökyüzüne doğru kaldırdım kafamı; hava çoktan kararmıştı... Yıldızlara baktım.. Gülümsedim ve teşekkür ettim... SAnki o anda içimden simsiyah bir duman çıktı gitti gibi hissettim..Bir hastalığı yenmişim gibi; bir büyük üzüntüyü içimden çıkarmışım yada sırtımda taşıdığım o kocaman yükten kurtulmuşum gibi... Kuşlar kadar hafif;yaramaz çocuklar gibi seke seke hoplaya hoplaya ilerledim sokaklarda...


Teşekkür etmek istediğim bikaç kişi var...Gerçi onlar kendini biliyor ama...

Birisi canım kocam herşeyim... Her zaman istediklerimi yapmam konusunda beni cesaretlendirdiği için... Kritik kararlarda gerçekten istediğim şeye sahip olmam konusunda yanımda olduğu için..

BEni istediğim şeye sahip olma konusunda her daim cesaretlendiren ailem..(Kuzim ve Diloşum biliyosunuz dimi siz zaten bu aile kavramının içindesiniz :) )

Arkadaşım Gokicim.Bana bu iş konusunda kefil olduğu için; beni dinleyip ne istediğimi anlayıp bana bu yolu açtığı için..Muhtemelen ne kadar mutlu olmamı sağladığını çok iyi bilmiyor ama artık öğrenecek...:) Sana çalıştırdığım bütün dersler helali hoş olsun kardeşim :)


İşte böyle :) Mutlu haber budur... Baharın ilk günü itibarı ile yeni işime başlamış olacağım ve biliyorum ki çok mutlu olacağım...Hayatta gerçekten istediklerini yapabilen;hadi onu bi yana bırakın onu yapabilmek için bir yola girmiş olabilen bir insanın mutlu olmaması için nasıl bir sebebi olabilir ki...Ben artık en azındaniki şey konusunda buna sahibim..Biri evliliğim biri de yeni işim...

Evet çok çalışmam gerekecek;çok hızlı öğrenmem ve kendimi ispat etmem gerekecek ama inanın bana bunların hiç biri zor gelmiyor... Ben geçmiş zamanda bir yerlerde bıraktığım ama neden orda bıraktığımı da çözemedim o hırslı kıza tekrar kavuştum.. Onun elinden hiç bişey kurtulamaz..Hiç bişey...

Umarım hayatınızda istediğiniz gibi olur hayalinizi kurduğunuz herşey..Ama lütfen şunu da unutmayın..İstemek yetmiyor asla; onu almak için çok çaba lazım bir de sabır...Hayatında sahip olduğu herşeyi bu şekilde elde etmiş biri olarak bu sözüme güvenin...

13 Aralık 2007 Perşembe

TAKVİM

Yıllar mı hızlandı yoksa?
Ne çabuk geçiyor upuzun günler geceler
Daha dün gibi derler ya hani
Meğer herkes kurarmış böyle cümleler...

Vakit geçmek bilmezdi oysa
Hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler?
Akarken biriktir derler ya
Kasam boş, kalbim kırık, elde yine hüzünler...

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddersen
Gururdan mı nedendir artık
E sen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı, yuvamın sıcağınıYarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına, dünyanın batağına
Batacağım kadar battım...

Meğer herkes tanışıyormuş birgün
Mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
İnsan buna da alışıyormuş
İnsan dayanıyormuş bütün gücüyle

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddedersen
Gururdan mı nedendir artıkSen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı yuvamın sıcağınıYarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına dünyanın batağınaBatacağım kadar battım


noT: Bu şarkı Ferhat Göçer'in albümünde var; düğünümüz de dans şarkımız da Cennet olduğu için cd sini almıştık ve albümü dinledik.Diloşumun ve benim çok hoşumuza gitmişti bu şarkı...Zaten Sezen Aksu bestlemişse ben orda bir dururum :) Dün akşam da tv de duydum ve yine çok hoşuma gitti.Dinleyin derim ben....

Düzeltme : Bu şarkı sanırım o albümde değildi; ben başka bir tanesiyle karıştırmış olabilirim sanırım ben takvimi başka bi yerde dinleyip beğenmiştim :) )

25 Eylül 2007 Salı

6. Ay Dönümü,Vapur,Gülhane Parkı,Sultanahmet....

İşte geldim burdayım....Aslında dün yazacaktım ama resimsiz olmaz dedim bugüne bıraktım..Eee özlediniz mi bakim beni? :) Bunalımlı geçen geçtiğimiz haftanın ardından çok iyi hissediyorum kendimi..Çok mutluyum,huzurluyum...Umarım böyle devam eder bu ruh halim...Tek sorunum biraz uykusuz olmam ama olsun,en büyük sıkıntımız uykusuzluk olsun di mi ama :) Eveet işte geçen Pazar günümün özeti....
Pazar günü (23.09.2007 ) bizim evliliğimizin altıncı ay dönümüydü..Kobacan Cumadan bana seni gezmeye götüreyim Kadıköy'e demişti.Nostalji yapacaktık ama sabah kalkınca fikir değiştirip Sultanahmet'e gitmeye karar verdik. Hani hazır Ramazan ayı da mevcudiyetini korurken bakalım nasıl oluyormuş diye...Bindik trene indik Haydarpaşa'ya koştuk hemen motora atladık :)

Ben tabi biraz çılgın bi kişilik olduğumdan tutturdum yukarda oturucam diye bu resmi çektirirken yedim boğaz ayazını dondummm :)

Sonra Eminönün'ne yanaşırken bu gemiyi gördük...Kız sen ne süslü şeysin öyle bayıldım valla :)

Sonra Eminönü'den yürüdük yukarı doğru,saat daha erken olduğu için Gülhane PArkı'na girdik. Geçen sefer sonu nereye çıkıyor görememiştik bu sefer öbür ucuna kadar yürüdük.Sanırım Sarayburnu idi orası...


İşte bu yolu yürüdük :) Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkındaaaaaaaa.... :) Orda bi adama at kestanelerini topluyordu.Kocamanlar ama bir görseniz.Ben dedim ki soralım çünkü bildiğim kadarıyla yenmiyor. Meğersem onu kaynatıp içince şeker hastalarına iyi geliyormuş.Bir şey daha öğrendim bak görüyo musun...




Gülhane Parkı'nda minyatür bir Galata Kulesi vardı. Kemocanım beni Galata Kulesi yerine bununla kandırdı gel resmini çekeyim diye....Ben de onunkini çektim tabi :)



Sonra Yerebatan SArnıcı'na girdik...Rezil İstanbul'lu ben daha hayatımda ilk defa girdim...Çok büyüleyici bir havası vardı..Ama her dakika da gidilmez yeter bi kere;klostrofobik olurum sonra :P




Ordan çıktık Sultanahmet Meydanı'na gittik.CAminin ordaki sıra sıra banklarda oturup dinlendik.Yoldan geçen turistler hakkında yorum yaptıkk (Ay ne ayıp cık cık cık ) :)




Sonra iftar saatine doğru önce ne yiyeceğimize karar verdik ve yemeklerimizi alıp piknik moduna geçtik :) O kadar kalabalıktı ki anlatamam.....

Burda bizim Kobcan artık iftar olsun diye bekliyor...Zavallı kocacım çok acıktı,ama haklı çook yürüdük....


Şekilde görüldüğü gibi ben burda donuyorum :) Ama ciddi soğuk vardı hatta iftardan sonra yemek yediğim için ciddi ciddi titremeye başladım...Sonra Kemocanım bana sahlep ısmarladı.. Off çok güzeldiiii....Ondan sonra nargile içecekti ama çok kalabalık olduğu için gitmeye karar verdik.ÇAyımızı da vapurda içeriz dedik ....



Sonra Osmanlı macunlarımızı aldık..Kemo yiyemedi çok geldi ona ben de kendiminkini bitirdim onunkinden de azıcık yedim ama yemesem iyimiş.Fazlaca yoğun bişey midem bulandı Kobacan bana güldü :) SonraTramvaya bindik,Eminönü'nden vapura...Vapurda dışarda oturduk;dona dona çayımızı içtik....(Nihayet bu keyfi yaşadım ) Manzarayı seyrede seyrede Kadıköy'e geçtik.Sonra evimize ulaştık...
Eve geldiğimizde soğuktan kıpkırmızı olmuştum ve de başım felaket ağrıyordu.Eh tabi o kadar soğuğu yersen olacağı bu Tubik migrenin tutar.Ama olsun değerdi;çünkü çok güzel bir gün geçirdik ikimiz için de iyi oldu..Tabi bu yorucu günün sonunda kafamı sıkı sıkı sarıp saat 21.35 civarı kendimi yatağa attım ve huzurlu bir şekilde uykuya daldımmmmm..Artık kendimi iyi hissediyorum...
Herkese iyi bir hafta dilerim....







21 Eylül 2007 Cuma

Haftanın Sonu Yazısı....



Benim günüm canım günüm...Bu akşam eve gidicem,iftardan sonra elime çayımı alıp keyfimi çatıcam...Hatırla Sevgili'yi izleyeceğim...Geç yatıp geç kalkıcam kendime bir jest yapıcam...Sonra kalkınca kuaföre gidp saçlarımı kesitiricem çok kırıldılar..Sonra kocacım beni Pazar günü gesmeye götürücek;Kadıköy'e gidicez, birlikteliğimizin ilk zamanlarındaki gibi...Sahi biz ilk buluştuğumda da Ramazandı :) ... Sonra belki sinemaya gideriz.. Modada yürürüz,hava güzel olursa belki akşam da oralarda oluruz...Yani biraz nostalji yaparız.Elimi ilk tuttuğu sokaktan geçer;sahil boyuna uzanırız...
Bütün Hafta boyunca bunalım takıldığımın farkındayım;ama bu haftasonunu iyi bir şekilde geçirip kendime gelmiş olarak dönmeyi umuyorum...Pazartesi neşeli Tubikko olarak dönmek umuduyla şimdilik hoşçakalın...Hepinize iyi haftasonları dilerim canlarım....

20 Eylül 2007 Perşembe

SIKILMAK ÜSTÜNE....




O kadar bıkkın bir hal içindeyim ki,kendimden çok sıkıldım..O kadar ki Sıkılmak nedir diye google da arattırdım o derece yani. Ve İtü Sözlük'te şimdi yazacağım bir kaç tanımı gördüm ve bir anda hayatın anlamını bulmuş gibi oldum. Yani içinde bulunduğum durum daha iyi anlatılabilir miydi bilemiyorum ben...Buyrun tanımlamalar...



** 2 farklı çeşitte gerçekleşebilen eylemdir. birincisi kısa sürelidir. anlık sıkıntıdır. yapacak birşey bulamadığınız için sıkılırsınız, oturmaktan sıkılırsınız, internetten sıkılırsınız vs. bunu aşmak kolaydır. en kötü ihtimalde yatıp uyursunuz, ertesi güne geçmiş olacaktır. ikincisi ise, hayattan sıkılmaktır. bu çok daha genel bir durumdur ve bu sıkıntı ciddi bir sıkıntıdır. yaptığınız hiçbir şey size artık zevk vermiyordur. her gün, bir öncekinden farksızdır ve en kötüsü, ertesi günün de farksız olacağını düşünmektir. bu düşünce insanın tamamıyla kontrol edebileceği bir şey değildir. sıkılmamak istersiniz, 5-6 tane sinema bileti alırsınız, arkadaşlarınızla planlar yaparsınız, ancak nafile, yalnız kaldığınız anda sıkıntınız tekrar sizi yakalar. geçecek diye beklersiniz, geçmez. haftalar, aylar bu şekilde geçer, elinizden bir şey gelmez. kendinizi okula verirsiniz, işe verirsiniz, ailenize verirsiniz, sonra karşıdan bir bakarsınız ki sıkıntıyı hissetmemek için makineleşmişsiniz. bu sizi daha da sıkar, boğar. kendinizi bir çark gibi yaşarken gördüğünüz için hayat size daha b..ktan gelmeye başlar. hayatınızın sonuna kadar bu şekilde yaşayacağınızı düşünürsünüz. bunun farkına vardığınız zaman, önünüzdeki 30-40 yılın sıkıntısını bir anda hissedersiniz, ve bu çok b..ktan bir durumdur. böyle anlarda ne yapılması gerektiği bilinmez. bu düşüncenin değişip değişmeyeceği de muallaktadır. kendinizi bırakır, zamanın geçmesini, hayatın akışının değişmesini beklersiniz. sonra bir an hayatın güzelleştiğini sanıp yanılgıya düşersiniz. bir kaç aya kalmaz, gerçeklerin farkına varır, tekrar çökersiniz. tam olarak anladığınız tek bir şey vardır ki, o da hayatın daima bu şekilde bir döngüyle ilerleyip, bu şekilde sona ereceğidir.



** Bir sürü duygu karmaşası içinde çığlık atmak isteyip atamamak, kıyılarda yürümeye çalışırken düşmek istemek, kendini tüm kalabalığın içinde yanlız hissetmek ve bu koca dünyaya sığamadığı düşünmenin tek bir kelimeyle ifade edilmiş şekli.



** bazen hiçbir sebep yokken kişinin kendinden etrafındakı herkesten uzaklaşarak bir yeter moduna girmesi. napıcağını bilememe hadisesi. periyodik aralıklarla off dedirtir.böyle anlarda hayatın anlamını sorgulamak çok gereksiz. sıkılmış bünyede ani depresyona yol açabilir.. korkulasıdır .bu saatte de depresyon falan hiç çekilesi değil. off yine sıkıldım bak..



** Bazı şeylere bünyenin dur demek istemesi sonucu verdiği tepki. Dışavurum bi bakıma,yorulmak...Sürekli akla getirildiği,farkedildiği takdirde bunalıma sürükler.Uzak durulmalı,ruha ''ne kadar da eğleniyorum,hayat ne güzel,çiçekler böcekler ne güzel'' hissi yaratılmalıdır... Anlaşılsa dahi çaktırılmamalıdır yani!


Bu ruh hali Sonbahardan dolayı mı diye düşünüyorum ama ben Sonbaharı çok severim.Hatta şimdi vapurla gezmek zamanı,Kadıkö'de el ele dolaşıp aniden bir filme gitmeye karar vermek,dondurma diye tutturmak,üşüyünce kocaya sarılmak zamanı...Yorgun argın ama mutlu bir şekilde eve gelip,huzur içinde uyumak...Sevdiklerinle keyifli anlar geçirmek vakti kış gelip çatmadan.... Ama öyle ağır ki ruhum; sanki her yanından iplerle bağlanmış da derin kuyulara çekiliyormuşum gibi....Biliyorum bu hal de geçecek;güzel şeyler olunca ben bunu unutucam ama o kadar rutin ki herşey şu anda gerçekten boğuluyormuş gibi oluyorum..Ellerimde her zaman panoma yazarken olan heyecan bile eksik..Zorla gidiyor satırlar sanki...


Bu rutinde kendime bir hava boşluğu yaratmam lazım;nefes almak için...Ama nasıl???

23 Ağustos 2007 Perşembe

Güzel Düşüm....



Dün akşam defterimi aldım elime balkondaki esintiyle..

Oturdum eskileri karıştırdım....

Tebessüm ettim bize ilk gelişine,sinirlendim beni deli edişine....

Kıvırcık saçlarımı düşündüm,

sarıydılar sen bana tutulduğunda sonra kızıp siyah yapmıştım...

Şimdi yine sevdiğin gibiler.....



Sonra küstüm beni üzdüğün zamanlar için...

Küstüğüm için affedeyim diye trenle gidişlerini düşündüm,içimi yakan....

Arkandan ağladığım günler geldi aklıma....

Kavuşmak için nasıl sabırsızlandığımız

Ayrı geçen gecelere lanet ettiğimiz...
Gurur yapıp da yanına gelmek isteyip de gelemeyişim

Sonra barışmanın bir yolunu buluşum....


Ve ben dün gece yine ağladım...
Sana olan aşkım için....

Bir gün beni böyle sevmekten vazgeçmenden korktuğum için...

Sensiz yapayalnız kalma ihtimali içimi tırmaladı sanki....

Korkularım süzüldü gözlerimden ılık ılık...

Akıtamadım yüreğime...

Sonra sen geldin kokunla...


Yalnız penceremden süzülen bana şarkılar söyleyen rüzgar

susuverdi seni duyunca önünde eğilircesine....

Kulağıma fısıldadığında aşkını;

Bahçedeki kavak ağacının yapraklarına duyurdu söylediğini.....

Hepsi bir oldular uzak masal diyarlarına uçurdular haberi....

Bu aşk ölümsüz,dolansın dillerde....

Güzel düşüm....

Bilirsin hiçbir yüz güzel değil senin yüzünden...

Hele ay ışığında uyurken izlemek seni....

Huzurunu paylaşmak yüreğinin....

Günümü aydınlatan güneşim,gecemi aydınlatan ay...

Sıcağımı serinleten rüzgar,huzurumu veren denizimsin...

En derinim,herşeyimsin....
Bazen yetişmese de sana sesim
Yakınında olsam da duymasan da beni...

Sen benim yüreğimsin.........





Seni bu dünyadaki Herşeyden Herkesten Çok seviyorum Bitanem...Nice ay dönümlerine,sonsuza dek bitmeyecek aşkımızla

10 Ağustos 2007 Cuma

TATİL GÜNCESİ-Kısım3.....


Nerde kalmıştıııkkkk ?? Heh hatırladım ilk günü bitirmiştik tatilde....Tatilin bundan sonraki kısmını bu yazıda bitiricem çünkü kabak tadı vermeye başalayacak bu gidişle...


İkinci günü tekneyle açıldık eniştem bizi böyle garip bir koya götürdü...BEnim için çok da iç açıcı bir yer değildiaslında erişteler falan uçtukça yapışıyodu üstümüze.Ama ananem açısından rahat yüzülebilecek bir yerdi o bakımdan yine orda takıldık.o gün de öyle geçti gitti... Ertesi gün kardeşimle birlikte nerde çokluk orda fikir karmaşası diyerek ikimiz takılmaya ve Orfoz'a gitmeye karar verdik ve çok da iyi bir karar oldu bu çünkü iyi vakit geçirdik.Sohbet muhabbet süperdi.Bir de dondurmacı vardı ondan yedik ben uzuuuuunn zamandır bu kadar güzel dondurma yememiştim...Bu arada sabahları hava kapalı oluyordu kalktığımızda ve ben resmen günrş duası ediyordum Allahım ne olursun yağmur yağmasın diye....Perşembe akşamıydı sanırım bir hayli yağmur yağdı ve o gece gerçekten üşüdüm...Teyzem mangal yakmıştı sofrayı evin içine taşımak zorunda kaldık.Bir anda kara kış geldi sanki..... Allah'tan ertesi gün güneş açtı da kurtulduk..Cuma günü annecim,kardeşim ve ben takıldık.Zaten cuma akşamı da Kobacanımın geleceği belli oldu haftasonu için ve uçtum havalara...

Bu arada sevgilimin başına gelmeyen kalmamış.Şaşkın muavin onu Güneyli köyü girişinde indirmeyi unutmuş ve garibim sabahın o saati 15 km yol yürümüş,yolda biri almış ama bu seferde yanlış Shellde inip geri yürümek mecburiyetinde kalmış :) Saat 07.30 suları kavuştuk Allah'tan. Sonra o gün ben onu da Orfoz'a götrüdüm...Daha önce de demiştim soğuk sudan nefret eder.Ama nasıl olduysa onu denize sokmayı başardım..Daha doğrusu kendisi koşarak suya dalma metodunu kullandı :) Ertesi gün tekneyle açıldık o daha önce gittiğimiz koya gittik fakat orda sinkeler vardı bir sürü her tarafımıza yapıştılar.Kobacan ateş yakıp onları uzaklaştırmaya çalıştı ama nafile gitmedi alçaklar,biz de ordan yine Orfoz'a kaçtık...

Zaten o gün hava da bozuktu biz giderken yağışlıydı.Sonra otobüse bindik evimize vardık gecenin bir vakti...

Çok güzel bir tatildi ama itiraf etmeliyim ki evimi ve yatağımda uyumayı çok özlemişim...Dinlenmiş olarak geri döndüm ama aklım hala tatilde ve salı gününden beri işe gelmeme rağmen uyuşukluğumu üzerimden atabilmiş değilim...Neyse sonuçta gerçekleri kabullenmek lazım bir noktada di mi?

8 Ağustos 2007 Çarşamba

TATİL GÜNCESİ-Kısım2.....



29 Temmuz Pazar akşamüstü saat 8 de indim otobüsten... Beni teyzem,annem ve de kardeşim karşıladı Güneyli Shell istasyonunda..Bu arada belirtmek isterim ki bu terk edilmiş bir petrol istasyonu haline gelmiş ben görmeyeli.Eh malum tabi üstünden 10 seneden fazla geçti gitmeyeli... Sonra eve gittik orda bulunan herkesle hoş beş ettikten sonra manzaraya karşı ayaklarımı uzattım... Gün batımını seyrettim. Bu esnada sofra hazırlandı akşam yemeğine oturduk... Çok mutluydum tatilde olduğum için ertesi günü Pazartesi bunalımına girmeyeceğim için ve de erkenden kalkmak zorunda olmayacağım için... Ama bir yandan da bir hüzün var içimde çünkü sevgilimsiz bir tatil bu ve ben onsuz olmaktan pek hoşlanmıyorum bilindiği gibi...o gece yol yorgunluğu ile erkenden yattım ama uyumak ne mümkün..Dışardan vahşi hayvan çığlıkları yükseliyor.. Baykuşlar,yarasalar,keneneler(bu kenene dediğim şeyi yeni öğrendim fare ile köstebek karışımı küçük bir kemirgen ve teyzemin canım domateslerine dananmış bir terbiyesiz bücür işte) Neyse Allah'tan annecimle uyuyordum da ona sarıldım böylece korkum biraz hafifledi ama bu esnada birşey keşfedildi tarafımdan....Ben kobacan yanımdayken meğer ne kadar güven içinde,huzurlu bir bebek gibi uyuyormuşum...
Sabah 09.30 sularında kendiliğimden uyandım aşağıya indim.Baktım Ananem ve eniştem hariçherkes uyuyor ben de kahvaltıyı hazırlayayım dedim bir güzel kahvaltı hazırladım. Bu arada dışarda o kadar güzel serin bir sabah havası var ki kahvaltı ederken hırka yelek gibi birşeyler giymek durumunda kalıyorsunuz...Bu hava bana İstanbul sıcaklarından sonra o kadar iyi geldi ki anlatamam...
Kahvaltıdan sonra bahçede çimlerin üstünde hamakta keyif yaptım....Sonra teyzemlerin sahile indik aşağıya,orda biraz denize girdik....Su buz gibiydi ama... İlk girerken feci şekilde dondummmm..Sonra ilk günüm olduğundan ıstakoza dönmeyeyim diye eve döndük çünkü zaten öğle sıcağında gitmiştik.....
Neyse sonrası eve dönüş,hamakta yatış,öğle yemeği yiyiş,tekrar yatış şeklinde geçti... Ha bir de kafam rahat olarak kitap okuyabildim o benim için çok güzeldi...Çünkü son zamanlarda kafamın doluluğundan hiçbişey okuyamaz olmuştum....
İlk gün böyle geçti gitti işte,iyi bir başlangıçtı....Devamını daha sonra anlatacağım...Bugün vakit bulamam sanırım çünkü çok iş var..Yarın devam ederim umarım....

Beni takip etmeye devam edin :)



7 Ağustos 2007 Salı

TATİL GÜNCESİ-Kısım1.....

Sevgili Günlükçüm,

Sana bu satırları yazdığıma göre muhtemelen şu anda bilgisayarımın başındayım ve de işyerindeyim demektir....Yani bu durumda tatil sona ermiş ve ben makus talihime işlerimin başına ve de yoğun tempoma geri dönmüş oluyorum gibi görünüyor...Ve daha ilk günden işlerden güçlerden bunalmış olduğum şu akşam saatinde saat 6 olsa da evimize gitsek bir an önce diye söyleniyorum....Öte yandan şimdi buraya yazmaya da üşeniyorum...En iyisi mi ben durucumla lak lak edeyim ve de seçilcimin blogunu okuyayım da zaman geçsin...Eğer havamda olursam yarın devam ederim....

Ve En Sonunda Döndüm...


Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi benim tatilimin de bir sonu oldu tabi ki....Ve yeniden işyerindeki masamın başındayım...Tatil anılarımı anlatacağım ama öncelikle yokluğumda biriken işleri temizlemeliyim....Şimdilik Hoşçakalın Şekerler...

27 Temmuz 2007 Cuma

:) Yaşasınnn!!! Tatile Gidiyoruuummmm :)



Veeee işte beklenen gün geldiiiiiiii.....29 temmuz pazar günü tatile gidiyoruuuummmmm.. (Tabi bi aksilik çıkmazsa ) Veeee bir hafta dinleniyorum,denize giriyorum ,stresimi atıyorum ve en önemlisi işten bir müddetliğine de olsa uzakşalıp migren krizlerimin önüne geçiyorum..Çünkü gerçekten çok yoruldum....

İşin kötü yanı kobacanımın bu tatile gelemiyor oluşu...Ben aslında onu bırakıp gitmezdim ama o ; ''Bari sen git dinlen'' dedi...Ben de ne yalan söyleyeyim hayır diyemedim çünkü gerçekten ihtiyacım var...Ama sevgilim söz veriyorum bir döneyim ben seni her pazar denize havuza götürücem :D Hem zaten sen soğuk suyu sevmezsin ki Saroz'un suyuna giremezdin seenn :)

Evet bir üst cümlede de belirttiğim gibi Saroz'a gidiyorum.Yani büyük Teyzoşumun yazlığına. Şu anda orası bir nevi kızlar kampı;annem,ananem,küçük teyzoş,kardeş orda bir tek Sementa abla ile ben eksiğiz.Ben gidince bir tek eksiğimiz kalacak ama o da gelemez heralde malum çalışıyor çünkü....

Bu arada yavaş yavaş hazırlıklarımı tamamlamalıyım ki birşeyler unutmayayım..Allahım ne olursun ben gittiğimde hava bozmasın. Ne olur kocasını burada yalnız bırakıp gitti diye bu kulunu cezalandırma..(Kocacım sen de ah etme bi zahmet :) ) Hıı unutmadan söyleyeyim Diloşum bana deniz havlusu hediye ettiii... kendine almıştı ama birini bana verdiii :) iyi de oldu deniz havlum yoktu valla.Ama gitmeden yıkamam lazım yoksa kurulamaz.... (Gereksiz ayrıntılara mı giriyorum nedir??? )

İşte böyleeee.... Demem o ki bir süreliğine benden ayrı kalacaksınız sevgili dostlarım....Ama bomba gibi döneceğim tatilden ve size süper tatil anılarımı anlatacağım..... Belki tatile gidemeyenler üzülür ama yine deben dinlendim diye sevinirler di miii???

Şimdi ben gidip en iyis dolapta bekleyen karpuzu yiyeyim çünkü öğle yemeği, iğrençti aç kaldım...Daha sonra da işlerimi bitireyim ki tatile rahat rahat çıkayım.Umarım döndüğümde çok birikmiş olmazlar ve ben kafayı yemem....
Herkese neşeli,mutlu,güzel ve serin günler dilerim....Beni özleyin tamam mı? Özlemezseniz küserim ona göre ;)


19 Temmuz 2007 Perşembe

Dünya Dışında Bir Yerlerdeyim...

Bugün bu dünyadan elimi ayağımı çekmek,kendimi bütün insanlardan soyutlamak,sadece güzel bir müzik eşliğinde deniz kıyısında çıplak ayakla suya değerek yürümek istiyorum...Bunun dışında içimden hiç bişey gelmiyo... Sanki herşeyden bezmiş gibiyim ve bu çok acı...

Umarım bir an evvel normale dönerim...