nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2009 Cuma

Narsist Olmak Ya Da Olmamak...

* Ne hikmetse bugün kendimi cumartesi günü çalışıyormuş gibi hissediyorum.Halbuki iki gün tatilim var bu hafta. Nedendir bilinmez öyle garip bir ruh hali içerisindeyim.

* Dün akşam üniversitedeki ev arkadaşım Fuva'yı evlendirdik.Pek mutlu,pek heyecanlıydı onun heyecanı beni de eski günlere götürdü. Masadaki evli çiftler olarak sanki çok yaşlanmışız gibi vay be biz evlendiğimizde şöyleydi böyleydi söylevleri yaptık.Çok güldük çok eğlendik :)

* Ben resimlere baktığımda ne kadar zayıfladığımı çok daha iyi anlıyorum.Hele yıllardır görmeyip de dün akşam gördüğüm üniversite arkadaşlarımdan aldığım tepkiler beni inanılmaz mutlu etti. Tepkilerin genel halleri şu şekildeydi ;

'' Millet yıllar geçtikçe yaşlanır sen gittikçe gençleşip güzelleşiyorsun :)) ( Bunu 3-4 kişiden birden duyunca ağzımın nasıl kulaklarıma vardığını tahmin edersiniz :D )

'' Tubikko'cum bu saç rengi sana inanılmaz yakışmış,çok güzel olmuş.''

'' Yaa bir insan hiç mi değişmez hepimiz yaşlandık sen hala aynısın; hatta üstüne daha da güzelleşmişsin.''

'' Tubikko'cum inanılmaz zayıflamışsın;çok iyi olmuş böyle ''

''Çok iyi gördüm seni eskisinden de iyi görünüyorsun''....

Bu ve bunun benzeri cümleleri bir değil birçok kişiden üstelik senin ilk gençlik zamanlarından insanlardan duymak ne kadar motive edici oluyor tahmin edersiniz değil mi? BEn bunları duydukça inanılmaz keyiflendim :))

Hatta yolda giderken kendimi çok beğenmiştim de aynaya bakarken sevgilime; '' Ben otuzlu yaşlarında çok güzel olan kadınlardan olacağım daha da güzelleşeceğim.Hatta anneliğin güzelleştirdiği kadınlardan olacağım görürsün bak''dedim. O da bana yandan bakıp gülümseyerek; '' İnşallah hadi bakalım '' dedi.

Eeee peki bütün bunları duyan Tubikko iyice güzelleşme yolundaki çabalarından vazgeçer mi? '' ASLAAAA !!! '' :)))

Şaka bir yana çok iyi hissediyorum kendimi... Bunun da sadece insanın kendi elinde olduğunu farkettim iyicene. Sen kendin için birşeyler yapmazsan,herkesten önce kendin kendini sevmezsen ne olursa olsun sonuç değişmez.Ben hayatımda olmadığım kadar çok seviyorum kendimi.İlk kez başkalarından daha çok kendimi seviyorum,düşünüyorum hayatımın 27. yılını yaşarken. Bu sebepledir 30 lu yaşlarımı sürerken daha da güzel bir kadın olacağıma inancım.Biliyorum çünkü zaman ilerledikçe daha çok seveceğim kendimi;şimdikinden daha da kendinle barışık,daha kendine güvenli bir kadın olacağım.

Biliyorum ki önemli olan kuru kuru büyümek değil; büyürken kendine katabileceğin bütün artıları katmak,eksileri olabildiğince silmek hayatından,daima kendinle ve hayatla barışık olarak ve olumlu düşünmekten vazgeçmeden....

Bloglardan birinde okumuştum,kim demişti hatırlayamadım şimdi ama narsist olmak kendine tapmak değil esasında.Kendinin değerini bilmek ve kendini gerektiği gibi sevmek belki de. Siz ne dersiniz???

17 Haziran 2009 Çarşamba

REHAVET NE DEMEK BİLDİĞİN KARA BASAN

Bir ağırlık çökmüş gibi üstüme bugünlerde...Sanki Har.ry Pot.t.e.r filmindeki ruh emiciler gelmişler de ruhumu soğurmuşlar bedenimden gibi..Halsizim,keyifsizim,huysuzum...Geçimsizim bir de hem de çok...Aslında geçtiğimiz iki gün güzeldi.Pazartesi Günü Sebla (Kirpikteki gözyaşı), Zilsiz Zarifem ve Gonca ile buluştuk.Caddebostan Starbucks'ta kahvelerimiz eşliğinde kısacık birkaç saate çok keyifli bir sohbet sıkıştırdık ve en kısa zamanda buluşmak üzere sözleştik yeniden...Sonra dün 14 yıl aradan sonra birlikte büyüdüğüm çocukluğumun en güzel zamanlarının geçtiği arkadaşlarımla buluştum.Eski günleri yad ettik,bol kahkalar attık keyifle komik anları hatırladık.Sanki hiç ayrılmamışız sanki onca yıl geçmemiş aradan gibi aynıydı herşey.

Geçen onca yılda bizim sadece yaşlarımızın değiştiğini içimizin aynı kaldığını gördük.Ve Acıbadem Yaprak Sokak'ta bir gençlik iksiri olduğuna inandık. Yaşlar ilerlemiş ama görüntüler hiç değişmemiş olduğundan... :) Belki içimizdeki çocukları hala büyütmediğimizden ve büyütmeye de niyetimiz olmadığından... Bunca zamandır fırsat bulamadığım birşeyi yapma şansı buldum üstelik.Kimseyi umursamadan takmadan kendim olmayı,içime zaman zaman şiddetle kaçan yok aslında hep orada olan yaramaz kıvırcık saçlıyı çıkarttım saldım ortalara...Çok eğlendi çok keyif aldı o küçük kız biliyorum.Çünkü gece yatağına yattığında kocaman bir tebessüm vardı suratında ben gördüm...Hiçbirşey değişmemiş gibiydi 14 yılda ama aynı zamanda da herşey değişmiş gibi...Gerçek dostlukların araya giren yıllara ve mesafelere rağmen asla bozulamayacağına kanıt olacak kadar da güzeldi...

Dedim ya çok güzel bir gündü aslında...Ama öyle huzursuz ki içim. Söyleyemediklerim, anlatamadıklarım, paylaşmak isteyip de paylaşamadıklarım varken hayatta nasıl olur da kendime sorun çıkartmamayı başarabilirim ki...
Aslında ben sorun çıkartmıyorum kendime... O sorunlar kaçtıkça beni kovalayıp kene gibi yapışıyorlar üzerime... Keşke uzaklaşıp kurtulabileceğim şeyler olsa da çıkartabilsem hayatımdan ama yazik ki yaşamımızdaki herşey için yapamıyoruz bunu. Çözüm bulamadığımız sorunlar ise hayatımızda ara ara kendini hatırlatacak acımasız bir ameliyat izi sızısı gibi orada öylece durup duruyor. Ya da yağmurlu havalarda iyice azıtan bir romatizma gibi...

Bilmiyorum işte bildiğim ince bir neşter sızısı gibi yüreğimi acıtan bu sıkıntının beni çok bunalttığı... Müsadeniz olursa şöyle boş ıssız bir yerde avazım çıktığı kadar çığlık atabilir miyim YETEEEERRRRR diye...Evet buna çok ihtiyacım var biliyorum.Ya da bir deniz kenarı tatiline.Hani şöyle iki güncük de olsa...
Benim bir kendimi bir deşarj edip nötürlenmem lazım da... Yoksa içime atmaktan Çernobilden beter bir facia haline gelmem an meselesi... Uzaklaşmam lazım buralardan uzaklaşmam....

21 Şubat 2008 Perşembe

Şarap ve Piyanodaki Dokunuşlar...

6 yıl önce serin bir Ekim akşamüstü...Kırmızı şarap,gece ve o....İkisinin bu kadar yakışacağını pek tahmin edemezdim...Zaten o zamana kadar ben kırmızı şarap da içemezdim...

Şarabın bile tadını değiştirir o benim için...Her karşılaştığımda içimi okşar...Zihnimi herşeyden arınıp havada süzülür...Müzik ruhumu ele geçirir....Dinginlik...
Aynı anda coşarım, ağlarım içime doğru,hüzünlenirim sevinirim,dalar giderim ve neşeyle gülümserim...Hepsini aynı anda yaşatır bana....

Onun parmağıyla dokunduğu her notada benim içim dolar taşar....

Büyürüm kocaman bir kadın olurum... Küçülürüm savunmasız bir kız çocuğuna dönüşüveririm.... Ruhumun dolambaçlı yollarında rüzgarlara kapılıp aylak aylak savrulan bir sonbahar yaprağı oluveririm...

Susarım..Kendi suskunluğumda aslında asla dışa vuramayacağımı düşündüğüm uzun cümleleri kurarım.. Roller biçerim kendime, kılıktan kılığa girerim ve değişirim...O gün üstüme hangisi çok yakışıyorsa onu giyerim bir süreliğine o oluveririm... Başkası olmak.... Acaba nasıl olurdu... Aslında bu değil de...Gerçekten ben olmak nasıl olurdu....

Yasaksız,kuralsız,sınırsız...İçimde biriktirdiğim onca şeyi dışa vursam..Sadece içimden geldiği gibi davranabilsem bir süreliğine...Kimliksiz...Serbestçe ortalarda dolanan, kendisine bir hayat karakteri biçilmemiş yakıştırılmamış hafif bir ruh gibi...


Bazen öyle dalardım ki sesler havada dolanırken... SAnki o hikayenin kahramanları gelir odanın içinde bir görünüp bir kaybolurdu...Her şarkısına bir hikaye yazardım..Mutlaka kendi hikayeleri olan bu ezgilere bir de kendiminkini eklerdim... Sonra o şarkıyı hep kendi hikayemle anımsardım.. Hepsinin bir özel yeri olurdu böylece benim içimde...


20 yaşındaydım hayatıma girdiğinde...Aniden,hiç beklemeden gelivermişti...Odamı yalnızlığımla paylaşırken bir anda üçüncü bir kişi oluvermişti aramızda o...Fahir ATAKOĞLU ve notaları....

Seviyorum böyle zamanları... Yıllardır vazgeçtiğim,unuttuğum yada bir köşeye atmış olduğum bir takım şeyler bir gün ansızın karşıma çıkıveriyor... İlkin bir heyecanlanıyorum; yıllardır görmediğim ve özlemini çektiğim eski bir dostla karşılaşmış gibi oluyorum önce...Ellerim titriyor heyecandan,içim kıpır kıpır oluyor.... Sonra içten bir merhaba diyorum sessizce...

Bugün de öyle oldu işte... Sayfaların arasında dolanırken birden çıkıverdi karşıma..

''Ah dedim eski dost, seni tozlu raflara bırakalı ne çok zaman olmuş...Gel bir tozunu alalım senin, sen de gün ışığına çık kaanlıklardan kurtulmuş ruhum gibi...

Hatta bu gece;yıllar sonra yeniden buluşmamızın şerefine seninle uzun bir sohbete başlayalım ama dilimiz LAL.... Elimde bir kadeh kırmızı şarap...''

23 Kasım 2007 Cuma

Ben Çocuktum Bir Zamanlar...




Dün akşam trende evime giderken ve elimdeki kitabı okumaya çalışırken, hiç yoktan, durup dururken,anıların arasından çocukluğumdan çıkıp geldi. Elif... Çocukluğumun yazlarını geçirdiğim Yalova'daki Ankara'lı arkadaşım.. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi..O benden iki yaş büyüktü.Kendi aramızda ingilizce konuşup dururduk.Aydın-6 diye bi site vardı onun girişinde telefon kulübesi vardı. Oraya gidip telefon açardık. Hatta üçlü bi arkadaş grubu vardı sonradan arkadaşımız olmuşlardı. O çocuklar bizi hep ingilizce konuşurken görmüş de turist sanmışlardı :) Hatırlıyorum da sonradan sormuşlardı neden hep ingilizce konuşuyosunuz diye.. Tamam itiraf ediyorum bizi yabancı sansınlar diye özellikle yapıyorduk hava basıyorduk yani.Bir de şifreli konuşmak istediğimizde hemen ingilizce konuşmaya başlardık sanki dünyada bizden başka kimse ingilizce bilmiyomuş gibi ne komikmişiz:) Çok iyi anlaşırdık. Elif babasının büyükelçi olduğunu söylemişti bize..Sonra bir gün Zeynep isimli başka bir arkadasım bu konuda yalan söylediğini attı ortaya ben inanamadım ama hakikaten de öyleymiş.Gidip annesinin önünde sormuştuk ve kadın donup kalmıştı yok canım nerden çıktı diye.Sanırım annesi babası ayrıydı ve çok da gurur duyduğu bir babası yoktu Elif'in bu sebeple de böyle birşey uydurmuştu..


Çocuk kalbimle ne kadar da kırılmıştım..En iyi arkadaşımın bana yalan söylediğini duymak cidden sarsmıştı beni...Zaten sanırım ben saf salak bişeydim çocukken.Tamam çok zekiyim o ayrı bi konu ama :) çok iyi niyetli olduğum için insanların beni kandırması çok kolay olurdu...



Bir de lise son sınıfta iken Erenköy'de otururken apartmanda Tuğçe diye bir kız vardı.Beni olmayan birinin varlığına inandırmıştı.Hoş sanırım kendisi de ciddi şekilde inanıyordu,sanırım o kız şizofren falandı.Bütün kankilerimle aramı bozmuştu manyak. Sonra bizim çocuklara kendimi nasıl zor affettirmiştim. Allah'tan annem arkadaşlığımızı bi şekilde bozmayı başarmıştı da sınava iki ay kala kendime gelmiştim.Bu sayede oturup ders çalışmaya başladım..Yani son iki ayda bu kadar oluyor..( Yahuuu yeter Tubik yeterrrr tamam anladık zekisin de bırak başkaları söylesin bunu )




Aklıma geldi paylaşayım dedim.Bazen çok kel alaka zamanlarda geçmişten anılar pat diye çıkıp geliveriyo önümüze ve böyle tebessüm etmemizi sağlıyo... Hatta şimdi kulağıma sesi bile geldi Yalova'da akşam sahildeki banklarda otururken denizin kıyıya vuran sesi ve söylediğimiz şarkılar, gülüşmelerimiz ve çocukluğumun en güzel günleri....saat 2 ye doğru arabası ile gelen dondurmacı amcanın zili..Kaçıp kaçıp Aydın 4 e gidişimiz,Pazar'ın girişindeki tarçınlı izmir lokmasının kokusu burnumda hala,sonra bisiklet turlarımız, babannemin denizdeyken sesini bize yetiremediği için düdükle bizi öğle yemeğine çağırışı,çatık kaşları ama tebessüm eden dudakları...Canım benim öyle çok özledim ki onu...Keşke hala yanımızda olsaydı da ölmeden görebilseydi üniversiteden mezun oluşumu... Nasıl da gururlanırdı kimbilir...İkinci annemdi o benim çok acıttı içimi gidişi çokkk....




Hey gidi günler heyy...Küçücük bir anı beni nerelere götürdü,ne kadar mutlu günlerdi onlar... Hayat ne kadar da dertsizdi.TEk sıkıntımız gece dışarda kalabilmek için yarım saat daha izin koparmaya çalışmaktan ibaretti....(Allahım bi keresinde camdan kaçmıştım yaa ama tırsıp hemen geri dönmüştüm :) valla babannem yakalasa oyardı beni kesin :) )




Bugün Cuma malumunuz en sevdiğim gün,haftasonu resimleri bilgisayara atmayı planlıyorum umarım tembellik etmem...Herkese iyi haftasonları diliyorum...

13 Eylül 2007 Perşembe

Ramazan Geldi Hoşgeldiiii :)



Eveeeet. En nihayetinde geldi Ramazan ayı. Bu benim evlendikten sonraki ilk Ramazanım. Yani bu da demek oluyor ki bundan sonra anneciğimin elleriyle hazırladığı hazır SAhur Sofralarına oturmak yok. Kendi işini kendin göreceksin sofranı kendin hazırlayacaksın :) Olsun o da ayrı güzel... Dün gece kalktım; Kemocanımla bana Sahur soframızı hazırladım.Hatta o arada bulaşık makinesini bile boşalttım. :)

Dün FikriminİnceGülü eski Ramazanlardan bahsetmişti.Benim de küçüklüğümüzde tuttuğumuz Oruçlar geldi aklıma. Kardeşimle ben çok küçükken hep heves ederdik ama tabi bünyemiz kaldırmaz diye izin vermezlerdi.Onun yerine çocuk orucu tutardık. Bunu çoğu kişi bilir kesin; sahura kalkar yemeğini yersin.Ondan sonra da öğle vakti geldiğinde hadi sizin orucunuz bitti iftar edin diye yemek yedirirlerdi. Biz de oruç tuttuk diye mutlu olur ortalarda dolanırdık :) Bir de babannemin yaz sonunda hazırladığı yufkalar aklıma gelir.Onlar böyle sert sert olurdu,onları ıslatıp ıslatıp ne enfes börekler yapardı rahmetli nur içinde yatsın canım benim....

Hala vazgeçemediğim birşey var ki o da zaten olmazsa olmazı Ramazan ayının.Pide...Gidip onu fırından kendim almayı,mis gibi kokusunu içime çeke çeke (aman oruç sakata gelmesin :) ) ellerim yanmak pahasına eve getirmeyi çok severim.... Üniversite bitip de çalışmaya başladığımdan beri annecim sağolsun eve geldiğimde iftar soframız hep hazır olurdu. Şimdi bu sene yine beraber oluruz iftarlarda ama artık ben de onları misafir etmeye başlayacağım soframızda...

İşte böyleee... Herkese Hayırlı Ramazanlar diliyorum....Allah tuttuğunuz bütün oruçları,ettiğiniz bütün ibadetleri kabul etsin inşallah....

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Sağlık Raporum........

Günlerdir,haftalardır hatta aylardır miskin bir kedi yavrusu gibi sürekli uyku halinde olmamın ( Kobacan bana boşuna Pisimo demiyo heralde) bulduğum her fırsatta uyumamın tansiyonumun yerlerde sürünmesinin ve bilimum benzeri şikayetlerimin sebebi anlaşıldı en nihayetinde. Çok şükür ki korktuğum gibi guatr falan yokmuş şekerler; kanım azmış....Doktor dedi ki sen baya bi kansız kalmışsın.Al çocuğum şu iğrenç tadı olan küçük solüsyonlar halindeki tüpleri her sabah bi tane fondip yapcan. Hem de aç karnına ba bababa.... Velhasıl kelam yaptık;iğrençtiiiiiii....
Yani anlaşılacağı üzere çok ciddi bir sorunum yokmuş;birazcık bakımsız kalmışım en nihayetinde. SAnırım sebze yemeklerine ağırlık verip kendimi toparlamam gerek. He bu arada dün öğrendiğime göre bizim ailenin bütün kadılarında bu kansızlık olayı mevcutmuş.Ananem öyle dediiii....
Ben şimdi yine işyerindeyim.Yapmam gereken çok önemli işlerim var bunun yanında gerçekten ama gerçekten halim yok. Düşünme yeteneğimi bile kaybetmiş vaziyetteyim.Eh yapacağım iş de biraz kafa çalıştırmayı gerektirdiğinden çok da üstüne düşmüyorum açıkçası.
Öyle işte.Yarın da 30 Ağustos hazır. Fırsattan istifade uyuyup biraz toparlanmayı planlıyorum.Tabi zorunlu mesaimiz olmazsa.Şimdi ben biraz iş yapmaya çalışayım en iyisi...
Öptüm şekerler..............

27 Haziran 2007 Çarşamba

Gerçek Dostluklar....

Aslında ne kadar da zordur...Birine dostum diyebilmek,herşeyini paylaşabilmek,iyi ve kötü gününde yanında olabilmek...Hele hele benim için o kadar zor ki ve bu sebeple de o kadar az ki dost dediğim insan sayısı... Sanırım bu yüzden en çok onlarla ilgili bişey olduğunda alınıyorum; biraz ihmal edildiğimi düşünsem kırılıveriyorum gözlerim doluyor ve bu duruma birileri (!)
gerçekten çok kızıyor.

Yine de başka herşeyi içime atan ben sinirlendiysem,üzüldüysem gıcık olduysam ya da küstüysem bunu dostlarıma açıkça söylemeyi yeğliyorum. Belki kendince haklı bir sebebi vardır, yaptığı şeyi özellikle yapmıyordur diye...Eskiden olsa soramazdım,küser suratımı asar otururdum hiç bişey de demezdim kendi anlasın isterdim. Ama artık konuşmayı öğrendik;sanırım bu da büyüdüğümüzü gösteren bişey...İnsan olgunlaştıkça olaylara biraz daha farklı bakmayı öğreniyor. Gerçi benim kobacanıma sorarsanız ben hala şımarık bir çocuğum ama yine de öğreniyorum bence...

İşte geçenlerde buna benzer bir olay yaşadım...Üniversiteden bir arkadaşımızın düğünü vardı. Kalktık taa Büyükçekmecelere gittik süslenip püslenip..Herkes ordaydı,sevdiğim ya da sevmediğim bir sürü kişi. Neyse... Fuva'ların masa doluydu biz de o sebeple bir arka masaya geçtik. sonradan ilerleyen zamanda bi baktım ki onların dolu olan masa iki katı kapasiteye ulaşmış ve bi tek biz yokuz. Düşünün yani hiç sevmediğimiz haz etmediğimiz insanlar bile o masada oturuyordu.. Eeeee düşünün bakalım bunu gören Tubikko nasıl bir ruh haline girer... Çok üzülür,sinirlenir,kendini dışlanmış hisseder,akşamını mahveder kendi için ve bütün bunlar sonucunda gözleri dolar...Ve bunu gören aşkısı,sevgilisi,kocası zaten onun ağlamasından nefret etmektedir ve ona çok pis bakar... Sonradan Tubikko olayların iç yüzünü öğrenince düzelecektir ama kocasını sinir ettiğiyle kalacaktır ve bu duruma üzülecektir...

Her neyse..Kinci bir insan olmadığım için ve de iyi niyetimden ötürü dün bu rahatsızlığımı dile getirdim.Fuva ile konuştum,ona ne kadar bozulduğumu,kırıldığımı anlattım... O da yanımıza geç gelme sebeplerini falan filan anlattı işte. sonuç olarak bu olaya çözüm bulmanın yanı sıra çok uzun zamandan beri birlikte bişeyler paylaşamadığımızı, dışarı çıkmadığımızı hep başka dertlere daldığımızı gördük.. En sonunda ikimizin de bazı konularda kabahatli olduğunu görüp bu dostluğun biraz daha özene ihtiyacı olduğuna karar verdik... Bunun sonucunda da bir organizasyon yaptık ve yarın misafirlerim geliyo bizim evimize.

İşte böyle.... Kıssadan hisse dostluk önemlidir.Ancak özel olduğunu düşündüğün kişilere dostum dersin...Zaman zaman uzak düşsen de, kırılsan da eğer gerçekse dostun bütün sorunlar hallolur ve kaldığın yerden devam edersin. Hayatımızın herhangi bir döneminde daha hassas olabiliriz ve kırılganlıklarımız artabilir ama yine de geçmişe çok takılmamak gerek derim ben.....